Forma bulmak için ara sokaklara kadar girip çıkarken tanıyorum ben şehirleri.Rize'nin kendine has çayını,Trabzon'un bakırcılarını,Tokat'ın yazmacılarını,daha nerelerin tatlıcılarını,şıracılarını,bozacılarını böyle böyle keşfettim ben.Bundan aldığım hazzı anlatamam.Hele formaların satıldığı mağazaların kapısını gördüm mü değmeyin keyfime.Yo,yo!Gülmeyin...Sırf forma alabilmek için hareket saatlerimi uzattığım şehirleri bilirim,inanmazsanız Ordu'nun kordon boyuna sorun,anlatsın...TOPRAK SAHA RUHU
FUTBOL FENA HALDE HAYATA BENZER! NASIL Kİ TOPRAKTAN YARATILDI İSE İNSANOĞLU, FUTBOL DA TOPRAK SAHALARDA FİLİZLENİP, YEŞERMİŞTİR.
30 08 2011
BEN FORMAMI İSTERİM
Forma bulmak için ara sokaklara kadar girip çıkarken tanıyorum ben şehirleri.Rize'nin kendine has çayını,Trabzon'un bakırcılarını,Tokat'ın yazmacılarını,daha nerelerin tatlıcılarını,şıracılarını,bozacılarını böyle böyle keşfettim ben.Bundan aldığım hazzı anlatamam.Hele formaların satıldığı mağazaların kapısını gördüm mü değmeyin keyfime.Yo,yo!Gülmeyin...Sırf forma alabilmek için hareket saatlerimi uzattığım şehirleri bilirim,inanmazsanız Ordu'nun kordon boyuna sorun,anlatsın...28 08 2011
BU SEZON MUTLAKA
FUTBOLCUNUN ÖLÜMÜ
17 12 2010
"FOUR FOUR TWO TÜRKİYE" YAZILARI-2
| Tepkiler: |
16 12 2010
BANA FORMANI SÖYLE...
![]() |
| Forma... |
Kuralları konmuş,bildiğimiz anlamdaki klasik futbol oyununun icadı ile formalar da doğmuştur;ancak formaların numaralanması fikri sonraki dönemlerde prensipler arasına alınmış bir olgudur.Formaların numaralandırılma fikri,saha içerisine yayılmış oyuncuların bireysel ve mevkisel olarak konumlarının belirlenmesi ihtiyacı üzerine bina edilmiş olsa gerek...
Futbolun küresel popülaritesinin bu denli yayılmadığı,medyatik yıldızların böylesine parlatılmadığı dönemlerde sahalar üzerinde "1-11" arası,yani bir takımı saha üzerinde temsil eden oyuncuların adedine tekabül eden,forma numaraları boy gösterirdi.Taşıdığı numaraya bakarak herhangi bir futbolcunun oynadığı mevki anlaşılırdı.
Takoz Recep'in 2 numaralı forması,sağ bekte estirdiği fırtınaların işaretiydi.Sol bekte zamanlamalı bir kaymayla tereyağından çeker gibi çaldığı topu hücum hattına taşırken,daima 3 numaralı forma ile görürdük Semih'i.Eğer adı gol ile özdeşleşmiş,dünyaya gelme amacı fileleri havalandırmak olan bir gol ustası iseniz Marco Van Basten gibi 9 numara giyerdiniz o zamanlar.Yok eğer tercihiniz futbol dehasını temsil eden muhteşem çalımlar,frikikler ve paslarla bezeli bir stil sahibini izlemekten yanaysa sırtına 10 numara geçirmiş bir top cambazını,örneğin Maradona'yı,izlerdiniz.
![]() |
| ...Marka. |
Zaman içerisinde futbol maçlarının canlı yayınları milyon dolarlarla ölçülmeye başlandı.Buna mukabilen formayı taşıyanlar değerlerini katladılar.Formayı taşıyan böyle kıymetlendikten sonra ise taşınan forma başka bir statünün sahibi oldu.Dolarlar sayılarak alınan bir oyuncunun parası da ancak yeni bir ticari kalem maddesi yaratılarak çıkarılabilirdi.Kombineler,VİP'ler,yıldızlarla bezenmiş reklamlara ek olarak yaratılan "Forma ticareti" de böylelikle doğmuş oldu.Futbolseverler önündeki armada yazılı takımların formalarını değil,sırt bölümünde yazan futbolcuların adlarını almaya başladılar.
03 12 2010
İNEGÖL'ÜN "SÜPER"LERİ^5...İBRAHİM DAĞAŞAN
Sonrasında Sivasspor ile parladı.Şampiyonluğu üst üste 2 sezon,son maça kadar kovalayan takımın orta alandaki motoruydu adeta.Şimdi ise Bucaspor için ter döküyor.26 yaşında eriştiği tecrübeler onu bu takımın kaptanlarından biri durumuna da getirdi.Teknik yumuşaklıktan uzak da olsa,orta sahadaki mücadeleci futbolu ile dikkat çekiyor.8 yıllık profesyonel kariyerinde sadece 1'er tane Süper Lig,Türkiye kupası ve 1.Lig golü bulunsa da futbolumuzun önemli oyuncularından biri olduğu muhakkak.Ayrıca İbrahim'in U-19 ve U-21 yaş guruplarında 11 kez milli olmuşluğu da var.Bunlardan ilkini ise İnegöl'de top oynarken yazmıştı kariyer defterine.İnegölspor taraftarları,Süper Lig maçlarını takip ederken İbrahim'i ayrı bir dikkatle izlemeyi sürdürecektir.
İNEGÖL'ÜN "SÜPER"LERİ^4...METİN AKAN
2. Lig zaferi bizlere nasip olmadan,kendisini Süper Lig'e atıverdi.Süper Lig'in hatırı sayılır forvetlerinden biri olmasına rağmen,beklenen patlamayı da yapamadı.Yine de önemsenecek bir grafiği var.Şimdiye kadar oynadığı Manisa ve Ankaragücü'nde toplam 14 lig ve 10 kupa golü bulunuyor.27 yaşının olgunluğuna erişen Metin Akan en az bir kaç yıl daha Süper Lig'in ekmeğini yiyecektir.14 11 2010
KARA CEKETLİLER
İşte oradalar.Birbirlerine dayamışlar omuzlarını,sahayı boydan boya tarıyorlar,kara gözlüklerini siper ederek akbaba nazarlarına.
Önlerindekilerin enselerine veriyorlar soğana boğulmuş nefeslerini;ki kokuşmuş ruhlarının necaseti de kesmiyor mu zaten ahalinin soluğunu?
***
-Oğlum getir şu çantayı...Hah şöylee..!Koy masaya da aç bakalım,görsünler içindekileri...
***
Sinmemeliyim...Bu oyunun kuralını onlar koyamaz.Kaide belli;
"Sahaya çık,elinden gelenin en iyisini yap.Şartlar ve güçler dengesi ne olursa olsun.Rakip kim ve ne durumda olursa olsun.Sen kendi oyununa bak..."
Ama bırakmıyorlar ki...
***
-Başkan...Biz şampiyon olmalıyız.Sizinse tuzunuz kuru.Ben bir şey demiyorum.Şu çanta anlatmıştır zaten ahvalimizi...
***
-Kaptaann,versene abi şu topu bana.Bomboşum bak.
-Miço,Miçooo ne yaptın kardaş?Kırmızılar bizden değil ki...Kime atıyon topu?
Satılmışsınız hepiniz.İki kaltabanın kahpece tehditlerine karşı duracak erkekliğiniz de mi yok?Paraya tamahınız mı bu kadar alçaltıyor yoksa onurunuzu?
-Ali,senin baban değil miydi,bunlar gibi kara gömleklilere yiğitlenen?Hani üçü birden çökmüştü de üstüne,acile zor yettiydik.Az mı dip bucak kaçtık aynasızlardan,rehinden kurtaracak parayı denklerken?
-Şumi...Yapma be gözünü sevdiğim...Yenir mi o gol be oğlum...Düşürme kalemizi...
***
-Hoca,sen bilirsin işini.İki sene önce düşmediysek amatöre,senin de tuzun var çorbada,unutmadık.Topçularına iyice bellet raconumuzu...Ver ayarı...
***-Yazıklar olsun...Şu sahaların çamurunu niçin yuttuk senelerce?Üstüne bir de böyle ucuz roman mafyalarının mezesi olmak için mi?Onca yükü beraber omuzlamadık mı?O omuzlar ki cenazelerimizi de birlikte taşıdılar,düğünlerimizde de yan yana halaya dayandılar.
Necmi Abi,bari sen yapma be abi...Babamın ardına ağlarken,sen değil miydin "Bırak göz yaşlarını.Sen mertliğini korudukça,o da bu dünyada daim olacak." diye yüreğimi serinleten?Hanidir şimdi sizin mertliğiniz?
Yazıklar olsun...
***
Şimdi çıkıyoruz başkan.Üleştir kayıntınızı.Ama bil ki tribündeyiz.Bir aksilik olursa anında alırız faiziyle geri...
***
Akıbet belli.Senaryo aynen uygulanıyor....Bu fil sürüsüne yağdırılacak taşları yüklenen tek ebabil ben miyim?
Bir gelse top önüme...İşte geliyor...
Düzeltsem ayak içimle şöyle bir...Yumuşattım topu işte...
Kalecinin sağına sert bir plase koysam...Vurdum abi,vurdum kardaş...Gidiyor top işte...
Kara ceketliler ayakta.Başkanım ayakta.Hocam ayakta...
Şutu çekip,düştüğüm yerden izliyorum topu.Surları delecek gülle gibi süzülüyor havada.
Kale orada,top menzilinde...
Haydi,haydi...
| Tepkiler: |
24 10 2010
MAĞLUBUN ACI EŞİĞİ VAR MIDIR? YA DA OLMALI MIDIR ?
Futbolun bir çok kuralı var.Konulan tüm kurallarsa içlerinden birinin esenliğini sağlamak için;kaderi tekmelenmek olan kürenin,kale çizgisini geçmesi için yani...Bazı maçlarda başlama düdükleri sadece her iki yarının başında çalıyor.Böylesine maçların izleme zevki ne olursa olsun,mayhoş bir tadı oluyor.Kimi maçlardaysa hakemin yalnızca santra vuruşu düdüğünü çalmak için sahaya çıkmış olduğuna şahit oluyoruz;ki bu düdükler sadece bir takımın yumruklarını havaya kaldırmasına yol açıyorsa bir ikilem seriliyor yeşil çimler üzerine.Hanesinde "0" yazan takımın karşısındaki sayı büyüdükçe de sevinç ile hüzün arasındaki mesafe katmerlenmeye başlıyor."Gool !" çığlıkları ile göğü titretenler sevinmiyor da;avının ensesine dişlerini geçirmiş bir pantermişçesine uluyorlar sanki...
Bahsettiğimiz dilemma da tam burada başlıyor.Skorun git gide ezmeye başladığı takımın gözlerinde sönmeye başlayan fer,ona hükmeden kaderi yazan takımda ya da taraftarında bir "Merhamet" hissi ve bu hisse bağlı olarak da "Yeter bu kadar !" kanısını oluşturmalı mı? Yani yeşil sahanın muktediri haline gelen forma,bu hakkını kullanırken kendi "Magna Carta"sını imzalamalı mı?
Üzerine satırlar karaladığımız bu soruya verilecek iki cevap var ve cevapların her ikisini onaylayanların da geçerli sebepleri mevcut.
Örneğin,bu sezon 8.haftada Trabzonspor'un Kasımpaşa'yı 7-0 ile ezdiği maç sonunda Yılmaz Vural'ın maç sonu sözleri de bu konu üzerineydi.Vural,Trabzonspor'un skor 7-0 olduktan sonra maçı bıraktığını ve daha fazla atmak için üzerlerine gelmediğini söyleyerek,rakibini övdü.Bu beyan,basınımızın tamamında alkışlarla karşılandı.Herkese göre de olması gereken buydu.Rakibin acı eşiği aşılmamalıydı; da bu eşiğin,söz konusu maçta anlaşılması,80 ve 83'te atılan 6. ve 7. gollerin ardından gerçekleşmiş olmalı...
Bu maçın hemen 1 hafta sonrasında Hollanda liginden bir maça da tanık olduk.Hem de Hollanda liginin 3 devinden ikisi olan PSV ile Feyenoord şahit etti bizi bu olağanüstü skora.Skor ne mi? Yazıyla ve sayıyla "10-0"...Sevinenlerse PSVliler oldu.10 gol attıkları takımsa 14 lig,13 ulusal kupa,5 de uluslararası kupa kazanmış bir futbol markasıydı.İlk golün 25. dakikada atıldığını düşünürsek,ilk golden itibaren 6.5 dakikada bir sarsıldı Feyenoord ağları.
Anlaşılan PSV topçuları,rakiplerinin acı eşiğinin sınırına ulaşmadığını düşündüler ki;ateşe hiç ara vermediler.Hatta skoru arttırmak için müthiş bir hırs içindeydiler.TV ekranlarından izledik bunu...
Şahsi kanım,doğru olanın PSV'nin yaptığı olduğu yönünde.Düşünün bir,aksini savunan kaç kişi;kazandığı ne kadar artarsa artsın,aldığı paradan tatmin olur? Yediğiniz her yemeğin bir öncekinden lezzetli olmasını istemez misiniz?Öyleyse futbolun var oluş nedeni,dahası bu spora aşık olma nedenimiz,ondan lezzet alma nedenimiz olan "Gol"ü atan takım ya da oyunculardan niye aksini bekliyoruz ki?
Bir futbol takımının rakibe duyduğu saygı,ne kadar az gol atarsa o kadar fazla mı olur?Rakibini sahada aciz duruma düşürmüş,golleri sıralama imkanını bulmuş bir ekibin oyuncuları topu üç direğin dışına vurursa mı daha erdemli olacaklar?Pekala,1989 yılında Adana Demirspor'a PSV'nin Feyenoord'a kestiği faturayı kesen Beşiktaş'ın Meti-Ali-Feyyaz'ı,ki onlar onlar değil midir futbol tarihimizin en saygı değer kadrolarından birinin neferleri,çok mu insafsızdılar,golleri sıralarken?
Mağlubun acı eşiği var kabul edelim.Pekala bu eşik "Küçük Emrah"vari bir "Ezilmiş mağdur" edebiyatını yaratmalı mıdır? Ya da rakibini ezecek bir gücü olmak ve bunu kullanmak bir "Erol Taş" karakteri midir?
Düşünelim...
25 08 2010
İNEGÖL'ÜN "SÜPER"LERİ ^3...GÖKHAN GÜLEÇ
İnegölspor'da geçirdiği 1,5 sezon ve attığı 11 golün ardından,Süper Lig'de istikrarı yakalayamadı.5 sezonda 5 ayrı takımın formasını giydi.Gaziantep'ten sonra gelecek beklentileri altında Beşiktaş formasını giymeye başladı.1,5 sezon formasını giydiği Kara Kartal'da düzenli bir 11 oyuncusu olamadı.Buna karşın Beşiktaş kariyeri boyunca yakaladığı 3 maçta 1 gole denk gelen ve hiç de fena sayılmayacak,46 maçta 16 gol istatistiğini yakaladı.Ancak ikinci sezonunda beklenen verimi yakalayamadı.(26 maçta 2 gol).Bireysel bir başarı olarak da 2005/06 sezonunda 6 gol (2'si G.ANT,4'ü BJK) ile Türkiye Kupası gol kralı oldu.Ayrıca Beşiktaş ile 2 kez Türkiye Kupası ve 1 kez de Süper Kupa şampiyonluğu yaşadı.Beşiktaş'ın ardından 3 ayrı sezon boyunca Denizlispor,Bursaspor ve Kasımpaşa formalarını giydi.İçinde bulunduğumuz sezonda Kasımpaşa formasını giymeye devam ediyor.Bir türlü beklenen istikrarı yakalayamayan Gökhan,umarız ki Kasımpaşa'da bu beklentilere cevap verir.Gün gelip baba ocağına döndüğündeyse,Süper Lig tecrübesini bordo-beyaz formaya yansıtabilen bir oyuncu olarak İnegöl İlçe Stadı'nı "Gool!!!" nidalarına boğar.
19 08 2010
ŞAMPİYON OLDU GELDİ...RÜZGAR GİBİ ESTİ GEÇTİ...
Şimdi önemli olansa,bunun devamının gelmesidir.Bursaspor'dan,arka arkaya şampiyonluklar kazanmasını beklemek haksızlık olacaktır.Timsahlar'ın asıl yapması gereken,her sezon iddialı oyunlar ortaya koyabilmesi ve şampiyonluk sayısını aralıklarla da olsa arttırmasıdır.
Avrupa futboluna baktığımızda,2000'li yıllarda ilk şampiyonluğunu yaşadıktan sonra ardı ardına başarılar yaşayan iki kulüp görüyoruz.Biri malum,Fransız Olympique Lyon...Diğeriyse mücadele ettiği ligin gözden uzaklığının da etkisiyle,sessiz sedasız yürüyen Macar Debreceni VSC...
Bu iki ekibin yarattığı ekole bakınca,iki farklı durum göze çarpıyor.İlk olarak yakınen bilindik ve fazlaca irdelemeye gerek bırakmadan gözler önünde gelişen Lyon ekolüne bakalım.Lyon 1899 menşeine sahip köklü bir kulüp.1932'den beri oynanan Fransa ligini ilk kez 2002'de kazanan Lyon,arda arda aldığı şampiyonluklarla 2008'e dek aralıksız 7 zafer yaşadı.Takım oluşturma politikasına bakıldığında alt yapıdan gelen oyuncuların çok olmadığını görüyoruz.Daha çok başka takımlarda,özellikle Fransa liginde parlayan genç oyuncuları aldıklarını görüyoruz.Uluslararası arenada söz sahibi oyunculara büyük paralar vermiyorlar.Aksine erken keşfettikleri yıldız adaylarına rütbe atlatıp,iyi paralara A kalite ekiplere satma yolunu tutuyorlar.Bu arada bahis konusu oyuncular kendileri büyürken Lyon'u da büyütüyorlar.Aldıkları yabancılarsa genellikle Afrika ya da Brezilya,Arjantin kökenli oluyorlar.Avrupa'dansa iddialı futbolun temsilcileri olan ülkelerin futbolcularını almıyorlar.Kısacası başarılı olmak için akıllı bir transfer politikası ve kazanılan paraları yine har vurup harman savurmadan kullanmayı tercih ediyorlar.
Söz konusu ettiğimiz ikinci ekolün temsilcisiyse Macar Debreceni idi.Debreceni 1902 kuruluşlu olmasına karşın yaşadığı 4 şampiyonluğu 2005-2010 arasındaki 5 sezon içerisinde gördüler.Onların takım oluşturma politikasına bakınca,alt yapıya büyük önem verdiklerini görüyoruz.Kadrolarında önemli oranda alt yapı mahsülü oyuncuları var.Hatta bunların bir çoğunun doğumu da yine Debreceni şehri.Aldıkları yabancılara bakarsak Afrikalı ve Latin Amerikalı futbolculara pek yönelmediklerini görüyoruz.Daha çok Balkan kökenli ve civar ülkelerin sporcularına yatırım yapıyorlar.Böylece takım ruhu ve arkadaşlığın,kaynaşmanın hızlanmasına yol veriyorlar.Bunun sonucu olarak da son 5 sezonun 4'ünü önde bitirdiler ve tarihlerinde ilk kez Şampiyonlar Ligi'ne de katıldılar.Yeni sezonda Macar liginin en önemli şampiyonluk adayı da yine Debreceni.
Bursaspor'un şampiyonluk sonrası kurmaya çalıştığı takıma da bir göz atalım.Ertuğrul Sağlam'ın akıllı politikasıyla paralar etrafa saçılmıyor.Ayakları yere basan bir transfer politikası güdüyorlar.Üç Büyükler'in yaptığı hataya düşmeyip,Avrupa'nın eskimiş yıldızlarına tamah etmiyorlar.Bursaspor'da yukarıda andığımız iki ekolün karışımını görüyoruz.İlk olarak Debreceni gibi alt yapı mahsüllerine yatırım yapıyor ve onlara güvenip forma da veriyorlar.Ayrıca ülkenin eskimiş yıldızlarına da sarılmıyorlar.Aldıkları yabancılarıysa Lyon gibi daha çok Avrupa dışından,özellikle de Arjantin'den seçiyorlar.Sanırım ki Arjantinliler'i seçme nedenleri,bu futbolcuların diğer Latinler'e göre Avrupa'ya daha kolay ayak uydurmaları ve mücadele gücü ile tekniklerini daha başarılı olarak birleştirmeleri.
Velhasılı kelam,Bursaspor iyi yolda gidiyor.Ertuğrul Sağlam'ın kimyager misali takım oluşturma hünerine güvenerek ipleri ellerine veriyorlar.Bende oluşan izlenim,Bursaspor'un Lyon ve Debreceni örneklerini yakalaması,güçlü İstanbul sultası nedeniyle,pek mümkün değil.Yine de Bursaspor'un 6-7 sezonda 4-5 şampiyonluk yaşamak yerine;önümüzdeki 10 sezonda 2-3 şampiyonluk daha elde etmesi devrimin adının Bursaspor olduğunu resmileştirecektir.
17 08 2010
İNEGÖL'ÜN "SÜPER"LERİ ^2...UMUT BULUT
Kendisi İnegöllü değildir Umut Bulut'un.Futbolu öğrenmeye de Ankara'da başlamıştır.Petrolofisi'nden sonra,asıl isim yaptığı Ankaragücü'ne transfer olmuştur.Sonrası malum,4 sezondur da Trabzonspor'un değişmezi olmuştur.Lakin arada uğradığı bir durak vardır ki,bizim için orası mühim.19 yaşında iken bir sezon için İnegölspor'a kiralanmıştı Umut...İnegöl'ün Lig B'de mücadele ettiği o sezon 34 maçın 30'unda forma giymiş ve 6 gol atmıştı.
Günümüz Türk futbolunun en önemli bir kaç forvetinden birisi olmasına rağmen hak ettiği değeri gördüğünü düşünmüyorum.Alt yaş guruplarına 32 kez çağırılmasına karşın 2 kez çağırıldığı A Milli formayı sadece 1 kez giyebilmiştir.
Umut aslında klasik bir vurucu santrafor değil.Zaten kaçırdığı goller nedeniyle aldığı eleştiriler de ortada.Gol vuruşunu yeterince geliştiremediği muhakkak.Fakat hırsı,enerjisi ve mücadelesiyle öne çıkıyor.Takıma bağlılık duygusunun da üst seviyede olduğuna inanıyorum.
1 sezonluğuna da olsa İnegöl futbol kültürünün mayasını hamuruna katan Umut'u her zaman ilgiyle takip etmeye,başarıları ile sevinmeye devam edeceğiz.
Yolun açık olsun Umut.Bordo-Beyaz formayı değil 1 sezon,1 saniye bile giymiş olsan,akıttığın tek damla ter bizim için selleri ifade eder.
10 08 2010
İNEGÖL'ÜN "SÜPER"LERİ ^1...AYHAN AKMAN
İnegölspor,hiç bir zaman Türkiye liglerinin en tepelerinde yer alamadı.Zaman zaman alt liglerde ve Türkiye kupasında dikkatleri toplayan oyunlar oynamış olsa da yeri hep aşağılarda oldu.Lakin İnegöl'den yetişen ya da bordo-beyaz forma ile kendini ispatlayan bir çok futbolcu en üst lig takımlarının formalarını ıslattı,ıslatıyor.İşte bu isimlerden en önemlilerinden birisi Ayhan Akman...Şu an 33 yaşında olan Ayhan,futbola 10 yaşında İnegölspor futbolcu fabrikasında başladı.İnegölspor as takımıyla ilk maçına henüz 16 yaşında iken çıktı.3. ligde kendini gösteren Ayhan hemen ertesi sezon Gaziantepspor'a geçerek,17 yaşında bir Süper Lig topçusu oldu.Şu güne kadar da yükselen bir grafik çizdi.
Aslında daha 15 yaşından itibaren milli takımlarda oynamaya başlayan Ayhan,oyun zekası ve tekniği ile Gaziantep'e yolu düşmeden önceleri de gözleri kamaştıran bir yıldız adayıydı.Ayıntap'ta sergilediği performans onu 1998 yılında,zamanının rekor ücreti olan 8.750.000 dolar karşılığında Beşiktaş'a götürdü.Beşiktaş ile birlikte artık bir A Milli Takım oyuncusu olmuştu Ayhan.
Beşiktaş'taki 3 yılın ardından halen formasını giydiği Galatasaray'a geçti.Bu takımda o bilindik teknik,yumuşak oyununu bir kenara bıraktı;formasını taştan çıkarırcasına mücadeleci,sert bir orta saha oyuncusuna dönüştü.Zaman zaman büyük eleştiriler alsa da halen takımının önemli oyuncularından biri olmaya devam ediyor Ayhan...
Biz İnegölspor sevdalılarına düşense uzaktan izleyip,iç çekmek oluyor.Pişirip,kaynattığımız sütün kaymağını kendi ellerimizle başkalarına sunmanın burukluğu gönlümüze oturuyor.Yıldız bir oyuncu yetiştirdiğinizde,bu futbolcunuzu sizden önde olan kulüplere kaptırmanız kaçınılmazdır.Lakin o topçudan neredeyse hiç faydalanamadan elden çıkarmak,emeklerinin karşılığını alamama hissini de doğuruyor.Her şeye karşın Ayhan'ı ekranlardan izlemek "İşte bu adam var ya,onun kısa pantolonlu günlerini bilirim ben." buruk hazzını da yaşatmıyor değil hani...Son demlerine eriştirdiğin yolun açık olsun Ayhan.Ama yine de daha sende de ekmek varken,ilk göz ağrın için yeniden atacak kurşunun varsa eğer;kapımız ardına kadar açık...
09 08 2010
SENİ GÖRDÜĞÜM KADAR BABAMI GÖRMEDİM YA HU!
İlk maçtan başlayalım.Randevuların ilkinde 3.Mayıs.1995'te Ennio Tardini'de buluşuldu.Bu maç UEFA Kupası'nın ilk ayağıydı.Dönemin iki yıldız Baggio'sundan "Dino" olanı ve sarı-lacivert forma giyeninin golüyle Parma 1-0 galip geldi ilk buluşmadan.Randevuların ikincisi de UEFA içindi ve bu kez Milano'da,Guiseppe Meazza'da karşı saflarda yerler alındı.Vialli'nin golüyle ancak 20 dakika sevinebilen Juve,ilk maçtaki gibi yine Dino Baggio'nun gazabından filelerini koruyamadı ve UEFA Kupası'na buselerini yağdıranlar Parmalı futbolcular oldular.UEFA finalinden 4 gün sonra,miladi 1995 yılına imza atan takvimler Mayıs'ın 21'ini gösterirken yani,Juventus Serie A'da takipçisi olan Parma'yı 4-0 mağlup ediyordu.Böylece ligin son iki maçına girilirken Juve puan farkının açarak ligi Parma'ya kaptırmamış oluyordu.
Son iki randevu ise Haziran ayının 7'si ve 11'inde peşpeşe sıralanıyor;Juve sırasıyla 1-0,2-0'lık galibiyetlerle Parma'dan Coppa Italia'yı da alıyordu.Gollerse ilk maçta Porrini;rövanşta Yine Porrini ve bir de Ravanelli'den geliyordu.Böylece iki takım arasında 5 hafta içerisinde oynanan 5 maçın 2 kulvarını Juventus,1 kulvarını da Parma galip bitirdi.Aslında hikaye bununla bitmeyecekti.Çünkü 1995 sezonu sonunda oluşan tablo Juventus ile Parma'yı İtalya Süper Kupası'nda da karşı karşıya getirmişti.Kim bilir belki de iki takım oyuncularının "Yeter be!Üff be!" nidaları bu maçı 1996'nın 17.Ocak gecesine atmıştı da,bu kadar dar zamanda 6. maçın oynanmasına gerek kalmamıştı.Bu işin şakası tabi ki de,statü gereği ertesi sezonun ortasında oynanan maç sayesinde,Vialli golünü 7 ay sonra Parma ağlarına bırakacak ve Juventus Parma'nın elleri arasından aldığı kupaların sayısını ancak o zaman 3'e çıkaracaktı
HASRETİNLE YANDI GÖNLÜM
İlk olarak 1983 yılından bu yana Türkiye kupasına hasret olan Fenerbahçe...Bu başarısızlığı espri,alay konusu oldu Sarı-Lacivertliler'in.Oysa ki kupasız geçen 28 sezonun 6 tanesinde kupanın bir kulbunu yakalamışlardı.Söz konusu 6 finalin tamamını da kaybedince ortaya bu hasret tablosu çıktı.Bu 28 sezonluk sürede kazanılan 7 Lig,2 Süper Kupa,3 Cumhurbaşkanlığı Kupası,3 Başbakanlık Kupası şampiyonluğu bu başarısızlığın yerini dolduramadı...

5 Türkiye Kupası,3Başbakanlık Kupası ve 1'er Cumhurbaşkanlığı ve Süper Kupa zaferi 84'ün ardından yaşanan karabasanı dağıtmaya yetmedi;2011'in "Güneş"i kara bulutları dağıtmaya yetecek mi?Göreceğiz...

Neler görmedi ki bu renkler...Ne şampiyonluklar yaşamadı ki...Futbolun yüzyılının en büyüğü payesini dahi kazandı.Dünya üzerindeki her futbolcunu rüyalarını bu forma süsledi.Lakin bir kupa var ki,1993'ten bu yana müzede sergilenemiyor.Copa del Rey...Kral Kupası...En son Butragueno,Zamorano,Prosinecki'nin kaldırdığı kupayı;ne "Galacticos"lar geldi ki kaldıramadılar.Bakın ki bu 17 yıllık zaman zarfında neler kazanılmış;6 La Liga,4 İspanya Süper Kupası,3 Şampiyonlar Ligi,1 Avrupa Süper Kupası ve 2 FIFA Kulüplerarası Dünya Kupası...Kupa canavarı Mourinho'nun asıl sınavı bu sezon yaşanacak galiba.Bakalım Mourinho zaten kendisi olmadan da elde edilmiş olanları tekrar etmekle mi yetenecek,yoksa önceki 7 selefinin kaldıramadığı Kral Kupası'nın 18.sini müzeye koyabilecek mi?Ki bu selefler arasında kendisi gibi yaşayen efsaneler Hiddink,Heynckes,Capello isimleri de yazılı.

| Tepkiler: |
12 06 2010
ÇINAR GÖLGESİ SOHBETLERİNDEN MAHRUM KALMIŞ SON MOHİKAN
Çınar,toplumun yaşam kaynağıdır.Kültürün taşıyıcısı,yeni kuşaklara benimseticidir.Altına serilen hasırların,kurulan divanların üzerindeki muhabbettir bugün bizi var eden.Dedelerimizin,onların dedelerinin ve onların da büyük büyük dedelerinin adetlerini,inanışlarını,dualarını öğretir bize çınar altı muhabbetleri.Hayat,ruh dededen-babaya,babadan-oğula sirayet eder.Fatih'in,Yavuz'un mesellerini,93 Harbini,ekmek karneli günleri,Lefter'in gollerini,Metin Oktay'ın ağları yırtan şutunu,Baba Hakkı'nın asaletini hep orada öğrenmişizdir.Dedelerimizin,babalarımızın futbol sevdası da bize işte bu çınar altı sohbetleri gibi işlemiştir.Tuttuğumuz takım,gönlümüzün yıldızları,mazinin futbol efsaneleri böylece yer etmiştir beynimizde.Biz babamızdan almışızdır,babamız da babasından almıştır yeşil sahalardaki sevdasını.Nasıl ki çınarlar şahitlik etmişse yüzlerce yıllık yaşanmışlıklarımıza,tutuğumuz takımlar da birlikteliğimizin,anılarımızın şahitliğini üstlenmiştir.Nadiren aksi görülse de taraftarlık,nesilden nesile aktarılan bir aile şirketi gibidir.Aynı golle bir birimizi kucaklamış,aynı maçın hakemine sövmüşüzdür.Aynı takımın taraftarı olmak,çınar ağacının dalları gibi sarmıştır nesiller boyu etrafımızı.Dede,baba,oğul aynı takımın maçında hop oturup hop kalkmak;bu üç farklı nesil temsilcisinin aynı çınar altında çayını yudumlayıp eskilerin mesellerini anlatması,dinlemesi gibidir.
Tuttuğunuz takım arması yıldızlılardansa eğer,ki öyledir hemen her zaman,aynı çınar gölgesinde serinlemek kolaydır.Zıt takımları bile tutsanız ortak bir muhabbet açılır.Lakin bambaşka bir ligin dibine demir atmış,tepe ligleri ancak efsane söylentileri gibi tahayyül eden bir takımın taraftarıysanız işiniz zor...Sevdanızı yeni kuşaklara aktaramazsınız.Göz önünde olmayan,gazetelere hiç çıkmayan bir futbol takımını kime nasıl sevdireceksiniz ki?
Aynı çınarın farklı ruhları gibisinizdir onlarla.Yanlarında yeriniz yoktur.Siz Vahşi Batı'nın vahşi kovboyu tarafından aranan "Son Mohikan"ısınızdır.Nesliniz kurumuştur.Sevdalandığınız renkler sizinle birlikte solacaktır artık.Siz artık,paylaşacak bir çınar gölgesi bulamayacak kadar yalnız bir Son Mohikan'sınızdır.
11 06 2010
FUTBOL RUHUNA GERİ DÖNDÜ
Çocukluğumun en büyük zevklerinden birisi,Şaban ve Zeki-Metin filmleri izlemekti.Ya yılda bir kaç kez cumartesi gecelerinin tv ekranına düşüvermesini beklerdim bu filmlerin ya da bitişik komuşumuz Hasan Amca'nın aldığı video bantlarının davetine koşardım.İzlediğimiz bu filmlerin bir rutini,şablonu vardı.Film boyunca gülmekten kırılırdınız.Lakin finale doğru öyle bir sahne olurdu ki,kan otururdu gözlerinize.Kahramanımızın başına acıklı bir olay gelirdi.Hak etmediği feleketlere uğrayan kahramanımız,göz yaşı yağmurları yağdırıdı.O günlerdeki çocuk yüreğime,tortop olmuş bir acı yumağı oturuverirdi.Ağlamamak için gözlerime harp açardım.Final ise yine klasik olarak,kahramanımızın izleyenleri boğduğu kahkahalarla sonlanırdı.
Aynı boğaz düğümlenmesini futbolda da yaşadım defalarca.Kocaelispor,Gaziantepspor ve Sivasspor'un şampiyonluk koşularında ipi göğüsleyemeden,finişin hemen önünde yığılıp kalmaları;aynı tortop olmuş düğümlerle ilikledi boğazımı.Yine göz yaşlarımı gösteremedim,ancak içime akıtabildim yıllarca.
Bursaspor ise Büyük İskender'in Gordion düğümünü kesip atması gibi ferah saçtı yüreğime...O filmlerin sonundaki kahkaha fırtınalarını estirdi gönlüme.
Bursaspor bu şampiyonluğu ile devrim yaptı mı?Bilmiyorum...Açılan yolu başkaları da izleyebilecek mi?Hiç bilmiyorum...Bildiğim tek şey,Bursaspor'un bu şampiyonluğu "Futbolun kayıp ruhu"nu bedenine geri döndürdü.Futbol yeniden yaşamaya başladı.
Dilerim ki bu zafer,ülkemizde devrim değil "Basü badel mevt" etkisi yaratsın.Yurdum futbolseverlerinin gönlüne,babadan oğula geçen üç büyükler hanedanlığını değil de;dikenli yolları çiğneme gözüpekliğini yeğlemiş bir taraftarlık hissini düşürebilsin.O gün geldiğinde devrime falan zaten ihtiyacımız kalmayacak.
Minnettarız sana Bursaspor.Kaleyi fethettiğin için değil,surdaki ilk deliği açma yiğitliğini gösterdiğin için.
11 05 2010
BÖYLEDİR BİZİM SEVDAMIZ
Kanım çekiliyor...Damarlarım kasıldıkça kasıldı...Nefesim kesildi kesilecek gibi...3000 çift göz var sahada.Sahada koşuşturanlardan beyaz formalıları sadece benim gözlerim seçiyor.Sadece benim dudaklarımdan dökülüyor,beyazlar için temennalar.Geri kalanlardan sövmeler,giydirmeler...
Alibeyköy'ün köhnemiş tribünlerindeyim.Olmak ya da olmamak.Mutlaka puan almalı İnegöl'üm ;aksi halde 26 yıllık profesyonel geçmişe sünger çekilecek.Gerçi ligimiz ha amatör olmuş ha profesyonel...Biz zaten sevdaların en amatörünü en karşılıksızını kazımışız yüreğimize.Yarimi de dünyanın en güzeli diye seçmemiştim ki;yeşil sahalardaki sevdamı parlak neonlara endeksleyeyim.
Etrafımdan "Aaaliiibeeeykööööy" bağırışları yükseliyor.Benimse yüreğimi çatlatıyor içimde donup kalan haykırışlar;"İnegöl'üüümmm.Sen çok yaşaaaaa..!".
..."-Fırtına patlak verecek gibi kaptan.Ne yapacağız?
-Paniğe mahal yok.Sükunet."...
Maç başlıyor işte.Bir tek 90 dakika çocuklar,bir tek beraberlik ve kabusa son.Haydi.Haydi gösterin kahpe kadere dişlerinizi...
..."-Fırtına bindiriyor kaptan,kaçınılmaz.Nasıl savuşturacağız belayı?
-Dedim ya bre...Sükunet,sükunet..."
Sağlı-Sollu;lakin şuursuz saldırıyor rakip.Bizim için ecelse onlar için de ecel zira bu esbab-ı kıyamet.Geliyorlar,savuşturuyoruz.Yükleniyorlar,püskürtüyoruz.Arada bir de cılız taarruz girişimimiz olmuyor değil;ama önemsiz.
Geliyorlar işte soldan.Kesiyor be Fatih,hadi be çocuk!Yat önüne.Olmadı.Bilal'im gir kademeye!Offff bee!Çıkaydın,alaydın şu topu be Apo,alaydın şu topu be kara yağızım...Yedik golü...Yer yemez de bir çınlama oturdu sol kulağıma.Uğulduyor.Bir lisede,matematikçinin tokadı yapmıştı bunu sol kulağıma bir de a ha bu gol...."-Kaptaann...Kaptaaann....
-Bırakın kadın gibi sızlanmayı.Dümenci,sarıl şu çarkı feleğe...Yelkenciii,asıılll...Tayfaa,yüreğiniz ellerinizde çalışın.Tevekkülle,sükunetle..."
Başımı ellerimin arasına alarak bitiriyorum devreyi.İkinci yarıdan umutluyum ama...Olacak,inanıyorum.Beyaz giymiş gençlerimizin kararlılığı da aşılıyor bunu bana.Başladık işte,geldik dananın kuyruğunun kopacağı yere.
Bakın bakın.Mustafa da girmiş oyuna.O raket sol ayak.Göreceksiniz bak.Topu alır ayağına.Önce çizgiye iner gibi yapar,terse çeker sonra.Kaleye bakar,kaleciye bakar.Sol ayağının içiyle keser rakip doksana.
Bekliyorum.Bekliyorum ve prangalarıma sarılarak sarsılıyorum.Atıyor işte Mustafa.Tam da zihnimden somuta sıyrılmış gibi.Aynen.Hem de son devre başlar başlamaz.Artık talih bizim için gülümsüyor bahar öğleden sonrasını ısıtan güneşin ardından.
..."-Kaptaannn...Bak,ufka bak.Bir parıltı sızıyor karanlıklar arasından.
-Sükunet,tayfa sükunet.Bırakmayın dümeni,asılın küreklere.Sükunet..."
Zaman eriyor.Rakip şuursuzluğuna,inançsızlığını da ekleyerek geliyor.İnanç pusulasının umut ibresi bizi gösteriyor.Kalesini değil vatanını koruyor aslanlarım;futbol aşıklarının vatanını...
Hakem düdüğünü son kez götürüyor ağzına,çalacak,çalıyor...Stres,sıkıntı hepsi bitti artık.Kabus bitti.İnegöl tarihinin Çanakkalesi'ydi bu maç,Çanakkale yine geçilemedi.Bir an önce ayrılmak için yükleniyorum çıkış kapısına;2999'dan ayrılmış 1 olarak sevincimi yaşamaya...Doyasıya...
..."-Kaptan.Fırtına dindi kaptan.
-Haydi tayfa,haydi koçlarım.Şimdi demir atma vaktidir.İyice soluklanın.Bu günleri aratacak kasırgalarda göreceğiz daha...Sevinin.Sevinin;ama sükunetle..."
| Tepkiler: |
10 04 2010
1 PLONJON=1 KİLO SÜT
Tadilat sinir bozucu bir iştir.Hani evi sıfırdan yapsanız evladır.Söküntü,döküntü,fuzuli işler...Şu günlerde muzdaribim bu durumdan."Yılın En İlginç Transferi" başlıklı bir haberdi,şu satırları işgal eden gevezeliğimin sebebi.Söz konusu transfer metaı ise 80'lerde Ankaragücü'nde isim yapmış,dönemin milli kalecilerinden Arif Peçenek'ti.Haberin geçildiği 1979 yılında henüz 20 yaşında imiş Arif Peçenek...İlk ilginçlik transferin aracı olarak para kullanılmaması ile göze çarpıyor.İkinci Lig ekibi Şekerspor,amatör Güneşspor'un kalecisi için Holştayn cinsi bir inek veriyor.Güneşspor yöneticileri,para olsa bile hedefe varılması neredeyse imkansız olan yakıt,benzin,ekmek kuyruklarına girmekten bezmiş olsa gerek ki;en azından sütü bedavaya getirmeyi düşünmüş olmalılar bu transfer ile...
Transfer haberini asıl ilginç kılan,beni gülme krizlerine sokup ev tadilatında yarım saatlik inkıtaya neden olansa kaleci Arif'in şu açıklaması oldu;
"Hangimizin daha verimli olduğu,sezon sonunda ortaya çıkacak."....
Pes...Pes ki pes...Bir kaleci kendisini rakipleriyle,selefiyle değil de bir inek ile kıyaslıyor.Ya hu yenilen gollerin sağılan sütlere kurunu hesaplayan bir sistem var mıydı ki,o zamanlar?
Yine de ben işin peşine düştüm.Arif Peçenek'in 1995 yılına kadar yani 16 yıl daha futbol oynadığını öğrendim.Fakat haberde,bahsi geçen ineğin adı verilmediği için kendileriyle ilgili bir sonuca ulaşamadım.Eğer ki hala hayattaysalar söz konusu inek hazretleri,bu klavyenin tuşları kendilerine açıktır.Diledikleri zaman iddia makamına hadlerini bildirebilirler...O zaman kalecinin mi ineğin mi verimli olduğunu öğreniriz.
Mutlu ve bol sütlü günler diliyorum...
24 03 2010
17 03 2010
BÜYÜMEYEN ÇOCUKLARIN TAKIMI
Barcelona'yı izlemek,bir sanat eserinin ruhunuzda estirdiği fırtınlarla savrulmak gibi bir şey...Futboldan alınabilecek en leziz tatların aşçısı Barcelona...İyi ki varsın Barça...Seni izlemek,çocukluğumuzda çiğnediğimiz,dizleri bereleyen toprak sahaların,biçilip standardize edilmesi gerekmeyen çimlerin kokusunu dolduruyor yüreklerimize...
04 02 2010
İYİLİK PERİSİ ŞEYTAN...
"O,rüzgarlardan bile hızlıydı yavrularım..." ...Böyle başlayacak torunlarıma anlatacağım masallarım...Futbolu tanımaya,sevmeye başladığım yıllarda oynuyordu bu oyunu.Kaçınılmaz olarak,o yıllarda futbolun tutkuya dönüşmeye başladığı tüm gönüller gibi,benimkinde de tahta kurulmuştu.Futbol o demekti;zira futbol ancak böyle oynanabilirdi.
O "Şeytan Rıdvan"dı ve ismine nazire yaparcasına,izleyenlerine adeta günahı bile sevdirirdi.Depara kalktığı zaman,çimler Kızıldeniz'in Musa'ya yol vermesi gibi çekilirdi ayakları altından.Bizlereyse,efsunlanmış gözlerimize yoldaşlık eden açık ağzımızla,kanatsız uçan ilk insanı izlemek kalırdı.Ona atılan her tekme zülfi yare dokunurmuşçasına acıtırdı sevenlerini.
Çimlere basmazdı da nakış dokurdu sanki...Dantel işler gibi zarif dokunuşlarla okşardı topu ve aynı zerafetle ekarte ederdi rakiplerini,ince bilekleriyle.Şundan eminim ki;onu izlemiş olsaydı eğer Picasso,resim yapmayı bırakırdı.
Sahalarda hızlıydı hızlı olmasına da,seyrine doyurmadan,aynı hızla kaydı yıldızlı semalardan.Rekorlar kitabına girebilecek kadar çok sayıda sakatlık ve ameliyatın ardından gönülleri paralayarak çekildi futbol sahnesinden.
Onu kaybetmek;hayatının baharında,sevdasına daha doyamadan kaybedilen "Yar"in açtığı "Yare"lerin acısı gibiydi.
...Ve şimdilerde yeni yıldızları seyre koyulduk.Oysa Şeytan Rıdvan'ı izlemeyenler bilmezler ki,o gördükleri yıldız değil,yıldız tozudur onun yanında ancak...
30 01 2010
FERYAD
***
Keman çalmıyorsun sen,hüzün yağdırıyorsun.Bu dünyaya ait değil bu melodiler;doğrusu, tınılarını duyduğum andan itibaren ben bu dünyaya ait değilim gayrı...
Ferid(Eşi,benzeri olmayan) Farjad(Haykırış)...İsmiyle müsemma...
***

İran'ı,Acem'i,Fars'ı bir de ondan dinleyin.Ferid Farjad'ın doyumsuz kemanından...Bırakın Batı'nın ve Batı uşağı kalemlerimizin sözlerine kulak vermeyi.Nükleer,molla korkutmacalarından soyutlanın.
Bir Majidi ya da Kiarostami filmi açın.Aman ha dublajsızından!..Hafiften de bir Ferid Farjad melodisi sızsın bir yandan kulaklarınıza...Bakın görün nasıl anlam kazanacak o Farisi diyaloglar...
Şimdi dünyayı,hayatı yeniden kurgulayın zihninizde ve tabi ki kalbinizde.O yumuşak melodiler,kendisiyle tezat balyozlar gibi inecek ruhunuza.Ruhunuzda bir bas'ü badel mevt provası hissedeceksiniz.
Sokakta mendil satan çocuk,yağmur altında ekmek dilenen pisicik,güz rüzgarına direnen son sararmış yaprak...Ruhunuz onlar olacak artık...
***
Ve evinizde ya da tribünde koltuğunuza kurulduğunuzda renginiz değişecek.Reklamdan,forma satışından,yayın haklarından en fazla kazananlar rakibiniz olacak artık.Filizleri büyümeden kurutanlar değil de onlara emek verenler kahramanlarınız olmaya başlayacak.Sevdalarınız başarılara,kupalara endekslenmekten uzaklaşacak.
Farjad'ın çıkrıkta dokunmuş ipekten nağmeleri;endüstriyelleşmiş müziklere,filmlere,futbola gönlünüzü kapatacak.
Farjad'ın ipekten nağmeleri hem baki ruhlarınızı hem de futbolun ruhunu kurtaracak.
11 01 2010
FUTBOLUMUZUN HAYALET DURAĞI,FATİH TERİM
Bir otobüse,minibüse bindinse mutlaka ineceksin.İlanihaye sürecek değildir bu yolculuk."Kaptan" ya da "Usta" diyeceksin."Bırakıversene beni şöyle sağda".Bırakmasına bırakacak da kaptan,ineceğin o sağın da bir adı olmalı değil mi ya?Lakin kimi duraklar da vardır ki,aslında yokturlar.Sanki biraz Attila İlhan şiirine benzedi bu cümle ya;açalım öyleyse.Çokça şahit olmuşumdur.Yurdun çok yerinde,tanımaya fırsat bulacak kadar yaşadığım için de rahatlıkla genelleyebilirim.Öyle sıklıkla kullanılmayan,hani inme mecburiyeti olmadan inilmeyecek bazı gayri resmi duraklar vardır."Durak harici indirilmeyecek" kıstasına takılan;fakat gözden ırak olduğu için de fiilileşmiş duraklardır onlar.
Örnek mi?Buyrun...Dümdüz bir yol.Sağda solda gelişigüzel evler.Seslenirsin."Abi,köprüde inecek var".Haydaa...Bırakın akıp giten geniş bir su kütlesini,yağmur yağsa iki karış su tutacak kadar bir çukur bile yoktur oysa.İşte o gayrı resmi durağa niçin köprü denmiştir?Bu ismi oraya kim,ne zaman,hangi aklın eseri olarak yakıştırmıştır bilinmez.Bu böyledir de artık iyice yerleşmiştir,mantıksız da olsa değiştirilemez.
Aynı şekilde hiç alakası olmadığı,durağa adı verildiği halde gerçekliği olmayan "Çeşme","Şato" adlı duraklarda da inmişliğim vardır sıkça...
Uzattık,bitirelim.Bu durak isimlerinden söz açmamdan maksat,"Aslında hali hazırda var omamakla birlikte,fiili hayatın seyrine,sahiden var(mış) gibi etki eden" olgulardan biriyle söz açarak,sadede girizgah yapmaktı.
Madem girişimizi yaptık,olayın geliştirme ve sonuç bölümlerine de yol alalım artık.
Bu hayalet duraklara hayatımızın her alanında rastlıyoruz.Bence futbolumuzun hayalet durağı Fatih Terim'dir.Terim,ülkemizin en önemli ulusal başarılarında Galatasaray ve Milli Takımımız'ın başında bulunmuştur.İşte bu cümleden olarak da hem kendince hem de futbol kamuoyumuzca milat olarak ezberlenmiştir.Zaten tehlikenin başladığı yer de burasıdır.Tehlike kelimesini kullanmamın nedeni,Terim'i inkar etmek değil;bu başarıların "Terim ve Diğerleri" ön yargısını yerleştirmiş olmasıdır.Artık ülke futbolumuzda yer alan tüm yerli-yabancı hocaların kıyaslandığı idol oldu böylece İmparator...
Aynı şeyi Denizli,Güneş,Yanal yönetimlerindeki ulusal ekibimizde de gördük.Galatasaray'ı Lucescu'nun,Gerets'in başarıları kesmedi.Milliler'in Denizli,Güneş performanslarının hakkı dahi o yüzden verilmedi;cabası,o başarılar da bir şekildeTerim'in eseri olarak addedildi.
Fatih Terim,orada olmadığı zamanlarda dahi,haleflerinin başı üzerinde sallanan kılıçtır.Zat-ı ali hazır bulunmadığı halde,var(mış) gibi davranılması gereken bir unsurdur.Her binenin mutlaka orada inmesi gereken bir "Hayalet durak"tır.
Bu yüzden son zamanların meşgalesi "Milli Takım'a yerli hoca mı,yabancı mı?" tartışması boştur.Kim gelirse gelsin Terim'in gölgesinde kalacaktır.Bundan da fenası,her başarısızlıkta mutlaka Terim'in dönüşü dillendirilecektir.
Mesele Terim'den başarılı bir hocanın gelmesi de değildir.Son 15 yıldır,ülke futbolumuz adına kazanılmış her başarıda direkt ya da dolaylı olarak,Fatih Terim adı zikredilir.Barça'yı,ManU'ı başarıdan başarıya koştursanız da bu yüzden önemi yoktur o başarılarınızın.İster Mourinho olun ister Ferguson ya da Guardiola.Hiç önemli değil..Eleştirileceksiniz.Çünkü ülkemiz bağrından doğarak sınır dışı bir harekatın muzaffer generali değilsiniz.
Milli takımımıza aranan Terim'den daha başarılı,kariyerli bir hoca değildir.Milli takımımıza aranan Türk futbolu için Terim'den daha fazla somut başarı kazanmış bir hocadır.Böyle bir isim var olmadığına göre,yerine kim gelirse gelsin,"Fatih Terim hayalet durağı"na geldiği an,inecektir.Ülkemiz sınırları içerisinden,Terim'i aşan başarılara imza atan biri çıkmadıkça da bu durağın adı değişmeyecektir.
09 01 2010
ORGANİZE İŞLER Mİ BUNLAR?
Ülkenin gülen,beyaz yüzünü göstermek...Turnuva için gelenleri,sonraki yıllarda da döviz akıtma davranışına sevk etmek amaçlanmış.Bunu da Anadolu'nun dağlarını,yollar boyu uzanmış fukara köylerini göstererek yapamazsınız.Dikkat edilirse,seçilen şehirler,ülkenin ekonomik refahının en yüksek olan bölümleri.

Son günlerin moda terimi açılımı aşan bir organizasyona gidilebilirdi aslında.Ülkenin her karış toprağının sahiden hepimizin olduğu sergilenebilirdi.Altı yıllık sürece ülkenin tamamı dahil edilerek,yeni yatırımlar ve bu yatırımların tetiklediği yepyeni oluşumlara yelken açılabilirdi.
Büyük bir fırsat kaçtı,yazık...Öyle bir adım atmalıydık ki;"Bu yurt hepimizin" söylemini gerçeğe dökmeye,yeşil sahalardan başlamalıydık.
Yazık...
FUTBOLUMUZDAKİ GRİZU;ŞİKE

***İddianın gerçekliği hakkında tahmin yürütme hakkına sahip olmamakla birlikte,futbol kamuoyumuz biliyor ki,bu şike iddiları gerçek olsa dahi ispatlanamayacak,doğrusu ispatlandırılmayacak.İşlerin bu şekilde yürümesinden çıkarı olan futbol rantçıları var çünkü... Bizlereyse varlığı bilinen;ama bir türlü görülemeyen hayaleti konuşmak düşecek sadece.

Siyasetimiz gibi futbolumuzun mevcut iktidarları,yapılanmaları da sorunların çözümüne yetmiyor.Kötüsü,bunları açığa çıkarmaya pek de gönüllü yaklaşan olmuyor.Yıllardır duyulan şike söylentileri sadece ufak meltemler estirilerek geçiştiriliyor.Artık bu söylentilerin kasırgalara dönüşme vakti erişmiştir.Bunu yaparken kurunun yanında yaşın da yanmamasına itina göstermelidir.Artık futbolumuzdaki ayrık otları kökünden sökülüp atılmalıdır.Umalım da şu son şike söylentileri,bu adımın miladını oluşturabilir...
| Tepkiler: |
04 10 2009
BİRİMİZ,HEPİMİZ...
Biliyorum,bu kez de aynısı olacak.Gel gör ki,alamıyorum kendimi kaçan-yenilen gollerin günah keçisiymişçesine hırpalanmış,soğuk koltuğuma oturmaktan.İşler zaten kötü gidiyor da;hani şu,ben tribüne gelip,yarimi seyre koyulmasam daha da bir beter olacakmış duygusu yok mu?
Neyse,yapamıyorum işte.İşler sarpa sarmışken de orada olmalıyım.Bir faili meçhule kurban gitmiş yavrusunun,hiç olmazsa,feri sönmüş gözlerini öpmek isteyen analar gibi hissediyorum kendimi.
Karmakarışık beynim...Uğulduyor...
Stada koşacağım,evet...
Çıkmadık can misali,son düdüğe kadar umutla bekleyeceğim,evet...
Peki ya hangi haykırışlarla kısılacak sesim?
Futbolcuların ölmüşlerine sinkaflı rahmetler okuturken mi?Gelirken bana sormayan yönetime,gidiş davetiyesini okumak için mi?Bir anda,lanet yağdıran bir kara karga korosunun üyesi mi olacağım?
Bu gidişe dur demenin bana düşen sözü nedir peki?Sahanda başkanlı koca bir omlet halledecek mi her şeyi?Sahada,ruhlu-ruhsuz,koşuşan oyunculara vücudumun sırt bölgesini göstermemin faydası olacak mı ya da?
Sahadaki varlığımı nasıl hissettirmeliyim ki ben?Bu önemli...Müdürümün,mahallemizin bitirimi Deli Hasan'ın gözüne sokamadığım varlığımın tescillendiği tek yer orası çünkü...
***
Ahan da maç başladı.Sırtlarına çubuklu formayı geçirmiş şu delikanlılar benim için oyunuyorlar.Dakikalar geçiyor.
Savunmamız yine elek gibi...
Yemedik henüz;ama yiyeceğiz belli...
Atamadık,atamayacağız,öylece gibi gidişat,görünüyor...
Dedim ben...Oldu işte,bir kez daha santraya geliyor iki oyuncumuz...
Sinirleniyorum.
Hırslanıyorum.
Yumruğumu sıkmışım.Avuç içlerimdeki sızıdan anladım bunu.
Ayağa kalkıyorum.
Etrafımda herkes sövüyor.
Hem öyle bir sövmek ki,tekinin bile şerefli mesleği olan anası yok muymuş oyuncularımızın?
Ayaktayım,dinliyorum.
Koro gittikçe büyüyor.Onların sesi büyüyor,benim göz bebeklerim.
Ben de bağırmalıyım;ama onlar gibi değil.
Duyulmayacak sesim biliyorum.
Her şeye rağmen yırtmalıyım hançeremi.
Bakın,çıkıyor sesim.Bağırıyorum ben de;ama sizin gibi değil...
"Yensen de yenilsen de.." diyorum.
"Yağmurlarda,çamurlarda..." diyorum.
Sövmek kolay,sevmek zor...
Görüyorum...
Emek neymiş,biliyorum...
| Tepkiler: |
26 09 2009
SİNEK KÜÇÜKTÜR ;AMA...

Pazarlamanın,reklamcılığın baş maddesidir;satacağınız ürünün özelliklerini yaldızlamak.Benzerleri arasından sivrilebilmesi için bire bin katarsınız ürününüze.Avantajlarını,niteliklerini gözüne sokarsınız alıcının.Dezavantajlarının önüneyse perde çekersiniz.
Örneğin bir cep telefonu hattı kampanyasında;şu kadar liraya şu kadar dakika konuştuğunuz,her yöne konuşmanın ne kadar faydanıza olduğu pompalanır zihinlere.Oysa ki televizyonun alt kısmından ışık hızıyla akan ve okuyamadığınız,dahası okumamanız için özel çaba sarfedilen can alıcı ifadeler ise kaşıkla verilenin nasıl kepçeyle alındığının resmidir.Yaldızlı başlıklarına kanarak üstüne atladığınız kampanyanın acısını faturanızda görüverirsiniz ne olduğunuzu anlamadan.
Bir hizmet almışsınızdır,bu kesin;ama daha fazlasını da yitiriverirsiniz ayakta uyutulurcasına.
Bu durumun futboldaki temsilciliğini Fenerbahçe ve Galatasaray'ın transfer edicileri yapıyor.İsmi olan,geçmişte kalitesini kabul ettirmiş oyunculara yöneliyor bu iki takımımız.Ancak o mide bulundıran sinek rolündeki alt yazıları okuma çabasında,daha kötüsü isteğinde olmadıkları için de hemen her seferinde batağa saplanıyorlar.Buna en can alıcı örneklerse Ortega,Lincoln transferleri.
İki takımımız da bu uygulamaya devam etmekte ısrarlı.Bakınız Fener'in Carlos,Alex,Deivid,Santos,Cristian;Cimbom'un Baros,Kewell,Elano,Keita imzaları...
Bu oyuncuların yetenekleri,mazilerinde hiç olmazsa bir dönem sergiledikleri performansına diyecek lafımız yok.Bunlar onların yaldızlı albenileri.Ama bir de soru işareti uyandırması gereken ayrıntılar yok mu?
Carlos niçin Fenerbahçe'yi sadece Katar takımları ile kıyaslayarak seçti?Bir dönem ülkesinin umutlarından olan Alex niye Balkanlar'ın ötesinden teklif alamıyor?Brezilyalılar'ın vitrini olan Portekiz'de tutunamayan Deivid niçin burada vaz geçilmez oldu?Dos Santos ya da Cristian Türkiye'dekinden fazla bir paraya Avrupa'ya satılabilir mi?

Baros Euro 2004'te çıktığı zirveden yuvarlana yuvarlana Galatasaray'a gelmedi mi?Sakatlık yorgunu Kewel'ı İngiltere dışında bizden başka kim alırdı(Katar hariç)?Bu sezon transferde yıldızlara milyonlar akıtan M.City Elano'yu niçin gönderdi ve Dunga'dan torpilli Elano'yu niçin Süper Lig'den başka kabul eden olmadı?Keita'nın Lille ve Lyon performansının kalitesini tartan ve niçin Lyon'a transfer olduğunun yarısına geldiğini sorgulayan oldu mu?
Bu oyuncuların yaldızlarını izlemek bana da zevk veriyor.Saydığım oyuncuların hepsi de Türkiye'ye gelmezden yıllar öncesinden tanıdığım oyuncular.İşte asıl düşünceye sevk olmamın nedeni de bu.Yukarıdaki isimlerin hiç birisi,şu an ve sonrası itibariyle Şampiyonlar Ligi çeyrek final gediklilerinin hatta sürpriz adaylarının formasını giyebilecek isimler değil.Çünkü futbolu bir devamlılık arz etmeden,anlık bireysel hareketleriyle oynuyorlar.Oyuna gerçekten dahil olmuyorlar.Alınmalarındaki amaç Türkiye ligiyse,amenna...Ancak dillendirilen söylemde hep Avrupa var.Bu durumda saydığım yabancıların tümünün yanlış tercih olduğunu düşünüyorum.
Hatta daha ileri giderek şunu da söylüyorum;bu iki büyüğümüzün Avrupa'dan elenmelerinin birinci sorumlusu da bu oyuncular,daha doğrusu bu yabancı tercihini kullananlar olacaktır.












