Yaratıcılıksa işte yaratıcılık budur.Futbolun özünde içerdiği ve bizlerin unuttuğu saflık,mutluluk,dünyadan soyutlanıp kendi hayallerinde kaybolmanın sarhoşluğu;filmdeki çocuk ve bembeyaz karlarla müthiş uyum sağlamış...
Bu videoyu izlerken,kısa pantolonumla saatlerce top koşturduğum yıllarımı hatırladım...
NOT:Bu videoyu futbol menejerlik oyunu"Hattrick"te gördüm.Videoyu çeken arkadaş Finlandiyalı.Gerçek adını bilmiyorum;ama takma adı"Aschan"....Aschan'a bu tertemiz anlatısı için teşekkürlerimi borç biliyorum...
FUTBOL FENA HALDE HAYATA BENZER! NASIL Kİ TOPRAKTAN YARATILDI İSE İNSANOĞLU, FUTBOL DA TOPRAK SAHALARDA FİLİZLENİP, YEŞERMİŞTİR.
BÖYLE DE BİR ŞEY VAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BÖYLE DE BİR ŞEY VAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30.08.2011
BEN FORMAMI İSTERİM
Benim bir hastalığım var.(Allah şifa vermesin..!).Daha doğrusu iki hastalığım var.Daha da doğrusu birincinin ikinciyi tetiklediği,ikincinin de bu durumdan gayet memnun olduğu,memnun olmaktan da öte,söz konusu virüsü eliyle-diliyle çağırdığı ikiz hastalığım var.(Allah bin beter etsin..!)...(Amin...)...
Gezerim ben...Dere,tepe demem gezerim.Memleketin her köşesini gezerim.Gücüm yettiğince,cüzdanım el verdiğince.Hem de öyle böyle gezmek değil.Yaz güneşi kendini gösterivermesin.Atarım ailelerin en has çekirdeğini (yani en harika 'kare as'ını) arabama,vururum yollara.Binlerce kilometre,yüzlerce litre depo boşaltmacasına.Sahil,kumsal görmek değildir amacım.Şehirleri,köyleri tanımak;insanlarımı görmek,bilmek,tanımaktır.Hani Edirne'den Ardahan'a derler a...O hesap..Bu hastalıklarımın ilki...Hiç de deva aramıyorum ne yalan söyleyim...
Bir de malum,şu satırları karalatan itkinin sahibi o sihirli kürenin damarlarıma şırınga ettiği zehir var.Ama ne zehir.Topa da gerek yok ya;sokak arasında iki çocuk gazoz kapağı tepiklesin yeter,oturur izlerim.Öyle Messiler'e,Ronaldolar'a da gerek yok.O derece yani.İflah olmam ben.Olmaz olayım da zaten...
Hadi başınızı ağrıtmaya devam edeyim.Eee!Siz kaşındınız.Vermeyecektiniz sazı elime.Neyse.Hani millet gezer gezer de;gezdiği yerlerin inciğini-boncuğunu,lokmasını-tatlsını alır ya...Valizine sığabilecek boyutta nesi meşhursa tıkıştırır ya...Ben onunla yetinmem.Bir de extradan (ekstradan diye okunur),forma alırım.Ama öyle çakmasını değil ha,en originalinden (orijinalinden diye okunur) olanını,en harbi lisanslısını (lisence yazmadım bak,anlamazsınız diye..bir şey değil de sonra yine ben düzeltiyorum.)...Aşağısı kurtarmaz,asmam dolabıma...
Forma bulmak için ara sokaklara kadar girip çıkarken tanıyorum ben şehirleri.Rize'nin kendine has çayını,Trabzon'un bakırcılarını,Tokat'ın yazmacılarını,daha nerelerin tatlıcılarını,şıracılarını,bozacılarını böyle böyle keşfettim ben.Bundan aldığım hazzı anlatamam.Hele formaların satıldığı mağazaların kapısını gördüm mü değmeyin keyfime.Yo,yo!Gülmeyin...Sırf forma alabilmek için hareket saatlerimi uzattığım şehirleri bilirim,inanmazsanız Ordu'nun kordon boyuna sorun,anlatsın...Aradığım formayı bulunca duyduğum sevinç kelimelere sığmaz.Ama bir çok yerde hüsranla sonuçlanıyor bendeniz Mecnun'un,Leyla'sını araması.Vakıa,bir çok şehrimizde böyle bir futbol kültürü yok."Üç Büyükler" endeksli taraftarlığın hasarı hep bunlar.Oturduğun şehrin takımını stada gidip kanlı-canlı izlemenin keyfini bilmemekten kaynaklı gariplikler.O yüzden de futbol kültürü ve taraftarlık bilincinin yerleştiği nadir şehirlerde rastlayabiliyorum aradığım formalara.Mendilimle göz pınarlarımı şöyle bir kurulayarak dalıyorum mağazaya.İşin en güzel yanı da formaya sahip olmaktan çok;alış-veriş,beden deneme esnasında renklerin sahibi takım hakkında dakikalarca edilen keyifli lakırdılar...
Benim niyetim kötü...Her iki hastalığımı da tedavi ettirmeyeceğim.Milyar verseler ettirmeyeceğim.Keyif benim değil mi,a canım kardeşim,et-tir-me-ye-ce-ğim.Ama alacak defterim de bir hayli kabarık.Kayseri,Sivas,Aydın,Urfa,Denizli,Mardin,Şırnak,Erzurum ve bilumum şehirler,kasabalar alacaklıyım hepinizden.Bakın bir çoğunuzu yazmadım daha...Daha,abartısız onlarcanızın adını yazmadım.Söyletmeyiiin.Anlatırmayııın...(Burada parmağımı salıyorum;ama siz görmüyorsunuz taabi...)...
Ben gene geleceğim bak.Yine çayınızı içeceğim,yine tatlınızı-acılınızı yiyeceğim.Hatıralık havlunuzu,çanağınızı-çömleğinizi,bakırınızı-gümüşünüzü alacağım yeniden...Ammaa..!Siz de bana vereceklisiniz.Basın şehrinizi taşıyan renklerin formasını,asın vitrinlere.Savrulsunlar şöyle akşam rüzgarında efil efil.Anlamam gayrısını...
Alacaklıyım sizden...Formamı isterim ben...
9.08.2010
SENİ GÖRDÜĞÜM KADAR BABAMI GÖRMEDİM YA HU!
Haddinden fazla gördüğümüz kişiler için söyleriz bu lafı.O kadar sık ve o kadar olmadık yerlerde karşılaşmısızdır ki ciddi-gayri ciddi çıkıverir ağzımızdan bu cümle...
Böyle bir durum 1994-95 sezonunda iki İtalyan ekibi arasında yaşandı.Juventus ile Parma 5 hafta içerisinde 3 ayrı kulvarda 5 önemli maçta aynı çimleri ezdiler.İki ekibin futbolcuları birbirlerine başlıkta yazdığımız cümlenin İtalyancasını sarf ettiler mi bilmiyorum ama;95 baharını yaza bağlayan 5 hafta boyunca benim ağzımdan Türkçesi hiç düşmemişti.
İlk maçtan başlayalım.Randevuların ilkinde 3.Mayıs.1995'te Ennio Tardini'de buluşuldu.Bu maç UEFA Kupası'nın ilk ayağıydı.Dönemin iki yıldız Baggio'sundan "Dino" olanı ve sarı-lacivert forma giyeninin golüyle Parma 1-0 galip geldi ilk buluşmadan.Randevuların ikincisi de UEFA içindi ve bu kez Milano'da,Guiseppe Meazza'da karşı saflarda yerler alındı.Vialli'nin golüyle ancak 20 dakika sevinebilen Juve,ilk maçtaki gibi yine Dino Baggio'nun gazabından filelerini koruyamadı ve UEFA Kupası'na buselerini yağdıranlar Parmalı futbolcular oldular.
UEFA finalinden 4 gün sonra,miladi 1995 yılına imza atan takvimler Mayıs'ın 21'ini gösterirken yani,Juventus Serie A'da takipçisi olan Parma'yı 4-0 mağlup ediyordu.Böylece ligin son iki maçına girilirken Juve puan farkının açarak ligi Parma'ya kaptırmamış oluyordu.
Son iki randevu ise Haziran ayının 7'si ve 11'inde peşpeşe sıralanıyor;Juve sırasıyla 1-0,2-0'lık galibiyetlerle Parma'dan Coppa Italia'yı da alıyordu.Gollerse ilk maçta Porrini;rövanşta Yine Porrini ve bir de Ravanelli'den geliyordu.Böylece iki takım arasında 5 hafta içerisinde oynanan 5 maçın 2 kulvarını Juventus,1 kulvarını da Parma galip bitirdi.
Aslında hikaye bununla bitmeyecekti.Çünkü 1995 sezonu sonunda oluşan tablo Juventus ile Parma'yı İtalya Süper Kupası'nda da karşı karşıya getirmişti.Kim bilir belki de iki takım oyuncularının "Yeter be!Üff be!" nidaları bu maçı 1996'nın 17.Ocak gecesine atmıştı da,bu kadar dar zamanda 6. maçın oynanmasına gerek kalmamıştı.Bu işin şakası tabi ki de,statü gereği ertesi sezonun ortasında oynanan maç sayesinde,Vialli golünü 7 ay sonra Parma ağlarına bırakacak ve Juventus Parma'nın elleri arasından aldığı kupaların sayısını ancak o zaman 3'e çıkaracaktı
İlk maçtan başlayalım.Randevuların ilkinde 3.Mayıs.1995'te Ennio Tardini'de buluşuldu.Bu maç UEFA Kupası'nın ilk ayağıydı.Dönemin iki yıldız Baggio'sundan "Dino" olanı ve sarı-lacivert forma giyeninin golüyle Parma 1-0 galip geldi ilk buluşmadan.Randevuların ikincisi de UEFA içindi ve bu kez Milano'da,Guiseppe Meazza'da karşı saflarda yerler alındı.Vialli'nin golüyle ancak 20 dakika sevinebilen Juve,ilk maçtaki gibi yine Dino Baggio'nun gazabından filelerini koruyamadı ve UEFA Kupası'na buselerini yağdıranlar Parmalı futbolcular oldular.UEFA finalinden 4 gün sonra,miladi 1995 yılına imza atan takvimler Mayıs'ın 21'ini gösterirken yani,Juventus Serie A'da takipçisi olan Parma'yı 4-0 mağlup ediyordu.Böylece ligin son iki maçına girilirken Juve puan farkının açarak ligi Parma'ya kaptırmamış oluyordu.
Son iki randevu ise Haziran ayının 7'si ve 11'inde peşpeşe sıralanıyor;Juve sırasıyla 1-0,2-0'lık galibiyetlerle Parma'dan Coppa Italia'yı da alıyordu.Gollerse ilk maçta Porrini;rövanşta Yine Porrini ve bir de Ravanelli'den geliyordu.Böylece iki takım arasında 5 hafta içerisinde oynanan 5 maçın 2 kulvarını Juventus,1 kulvarını da Parma galip bitirdi.Aslında hikaye bununla bitmeyecekti.Çünkü 1995 sezonu sonunda oluşan tablo Juventus ile Parma'yı İtalya Süper Kupası'nda da karşı karşıya getirmişti.Kim bilir belki de iki takım oyuncularının "Yeter be!Üff be!" nidaları bu maçı 1996'nın 17.Ocak gecesine atmıştı da,bu kadar dar zamanda 6. maçın oynanmasına gerek kalmamıştı.Bu işin şakası tabi ki de,statü gereği ertesi sezonun ortasında oynanan maç sayesinde,Vialli golünü 7 ay sonra Parma ağlarına bırakacak ve Juventus Parma'nın elleri arasından aldığı kupaların sayısını ancak o zaman 3'e çıkaracaktı
HASRETİNLE YANDI GÖNLÜM
Avrupa futbolu,kısa bir soluklanmanın ardından yeniden esmeye başlıyor.Çıkan rüzgarlar kimi takımların yelkenini şişirirken,kimilerinin de dümenini şaşırtacak.Bazı ekipler vardır ki;her ne kadar yelkenlerinin şişik olmasına alışmışlarsa da yüreklerini dağlayan bir ukdeyle başlarlar her yeni sezona.Bir çok hedefin yanında,asıl bu yarayı kapamayı amaç edinirler.
İlk olarak 1983 yılından bu yana Türkiye kupasına hasret olan Fenerbahçe...Bu başarısızlığı espri,alay konusu oldu Sarı-Lacivertliler'in.Oysa ki kupasız geçen 28 sezonun 6 tanesinde kupanın bir kulbunu yakalamışlardı.Söz konusu 6 finalin tamamını da kaybedince ortaya bu hasret tablosu çıktı.Bu 28 sezonluk sürede kazanılan 7 Lig,2 Süper Kupa,3 Cumhurbaşkanlığı Kupası,3 Başbakanlık Kupası şampiyonluğu bu başarısızlığın yerini dolduramadı...



Bahsettiğimiz yaralı takımları ulusal başarıları,doğrusu başarısızlıkları üzerinden belirledik.Şimdi dermana muhtaç söz konusu ekipleri,keder yıllarının çokluk sırasına göre inceleyelim.
İlk olarak 1983 yılından bu yana Türkiye kupasına hasret olan Fenerbahçe...Bu başarısızlığı espri,alay konusu oldu Sarı-Lacivertliler'in.Oysa ki kupasız geçen 28 sezonun 6 tanesinde kupanın bir kulbunu yakalamışlardı.Söz konusu 6 finalin tamamını da kaybedince ortaya bu hasret tablosu çıktı.Bu 28 sezonluk sürede kazanılan 7 Lig,2 Süper Kupa,3 Cumhurbaşkanlığı Kupası,3 Başbakanlık Kupası şampiyonluğu bu başarısızlığın yerini dolduramadı...

Trabzonspor ise lig şampiyonu olamamaktan muzdarip.1984 yılından bu yana bir türlü lig şampiyonluğu payesini elde edemediler.Oysa ki bu geçen sürede bir çok yıldız oyuncu sundular Türk futbolunun hizmetine.Ogün,Abdullah,Hami,Ünal,Fatih Tekke gibi futbol ustaları son şampiyonluğun mimarlarından Şenollar,Turgaylar,İskenderler'in payelerini,en az onlar kadar kıymetli oyuncular olmalarına rağmen,yakalayamadılar.Başta 1996 yılı olmak üzere bir kaç sefer yaklaşmışlardı lakin bu onura.Yaklaştılar yaklaşmasına da bitime bir nefes kala 10-2 bitebilecek bir maçı 1-2 bitirerek verdiler şampiyonluğu Fener'e...Bu sezona da hem son şampiyonluğun mimarı hem de 1996'da yitirilen şampiyonluğun yaralı komutanı(kimilerine göre de baş sorumlusu) olan Şenol Güneş önderliğinde zafer hedefiyle başlıyorlar.
5 Türkiye Kupası,3Başbakanlık Kupası ve 1'er Cumhurbaşkanlığı ve Süper Kupa zaferi 84'ün ardından yaşanan karabasanı dağıtmaya yetmedi;2011'in "Güneş"i kara bulutları dağıtmaya yetecek mi?Göreceğiz...
5 Türkiye Kupası,3Başbakanlık Kupası ve 1'er Cumhurbaşkanlığı ve Süper Kupa zaferi 84'ün ardından yaşanan karabasanı dağıtmaya yetmedi;2011'in "Güneş"i kara bulutları dağıtmaya yetecek mi?Göreceğiz...

Liverpool...Asla yalnız yürümeyen takım...1990'dan sonra asla İngiltere Ligi şampiyonluğunu kucaklayamamasına rağmen...3 FA Cup,3 Lig Kupası,2 Charity Shield;yetmedi 1'er Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası ile 2 tane de Avrupa Süper Kupa zaferi...Bunların hiç biri Kırmızılar'ın gönüldaşlarının kalbini mutmain kılmaya yetmedi.Herkesin dilinde,lig şampiyonluğu hasretiyle yakılmış şarkılar can buluyor.Ne Gerard ne Owen ne de Torres;Rush'lı,Barnes'lı,efsane Dalglish'li son şampiyonluğun hasret yangınını söndürmeye yetmedi,yetemiyor.Kırmızılar asla yalnız yürümüyor;ama asla İngiltere liginin zirvesine de yürüyemiyor...
Neler görmedi ki bu renkler...Ne şampiyonluklar yaşamadı ki...Futbolun yüzyılının en büyüğü payesini dahi kazandı.Dünya üzerindeki her futbolcunu rüyalarını bu forma süsledi.Lakin bir kupa var ki,1993'ten bu yana müzede sergilenemiyor.Copa del Rey...Kral Kupası...En son Butragueno,Zamorano,Prosinecki'nin kaldırdığı kupayı;ne "Galacticos"lar geldi ki kaldıramadılar.Bakın ki bu 17 yıllık zaman zarfında neler kazanılmış;6 La Liga,4 İspanya Süper Kupası,3 Şampiyonlar Ligi,1 Avrupa Süper Kupası ve 2 FIFA Kulüplerarası Dünya Kupası...
Kupa canavarı Mourinho'nun asıl sınavı bu sezon yaşanacak galiba.Bakalım Mourinho zaten kendisi olmadan da elde edilmiş olanları tekrar etmekle mi yetenecek,yoksa önceki 7 selefinin kaldıramadığı Kral Kupası'nın 18.sini müzeye koyabilecek mi?Ki bu selefler arasında kendisi gibi yaşayen efsaneler Hiddink,Heynckes,Capello isimleri de yazılı.
Neler görmedi ki bu renkler...Ne şampiyonluklar yaşamadı ki...Futbolun yüzyılının en büyüğü payesini dahi kazandı.Dünya üzerindeki her futbolcunu rüyalarını bu forma süsledi.Lakin bir kupa var ki,1993'ten bu yana müzede sergilenemiyor.Copa del Rey...Kral Kupası...En son Butragueno,Zamorano,Prosinecki'nin kaldırdığı kupayı;ne "Galacticos"lar geldi ki kaldıramadılar.Bakın ki bu 17 yıllık zaman zarfında neler kazanılmış;6 La Liga,4 İspanya Süper Kupası,3 Şampiyonlar Ligi,1 Avrupa Süper Kupası ve 2 FIFA Kulüplerarası Dünya Kupası...Kupa canavarı Mourinho'nun asıl sınavı bu sezon yaşanacak galiba.Bakalım Mourinho zaten kendisi olmadan da elde edilmiş olanları tekrar etmekle mi yetenecek,yoksa önceki 7 selefinin kaldıramadığı Kral Kupası'nın 18.sini müzeye koyabilecek mi?Ki bu selefler arasında kendisi gibi yaşayen efsaneler Hiddink,Heynckes,Capello isimleri de yazılı.

Yıllardır kaybedenlerin sonuncusu da Juventus.İtalyan devinin kaybetmekte uzmanlaştığı alansa İtalya Kupası...Coppa Italia...Bu son zafere imza atanlar arasında Roberto Baggio,Ravanelli,Deschamps gibi efsaneler var.Son 15 yılda kazanılan 4 Serie A,3İtalya Süper Kupası,hatta 1 Serie B;devam edelim 1'er tane de Şampiyonlar Ligi,UEFA İntertoto,UEFA Süper Kupası,Kıtalararası Kupa zaferi 1995'in İtalya Kupası'nın yerini dolduramamış.Juve'nin son 7 yıldaki tek zaferinin 2007'deki Serie B şampiyonluğu olduğu hatırlanırsa,bu sezon alınacak bir Coppa Italia'nın değeri açıkça gözler önüne seriliyor.
İşte,yukarıda yılların kaybedenlerini sıraladık.2010/11 sezonu için bir 5'li iddaa oranı belirlense;bu oranda Fenerbahçe,Real ve Juve'nin ulusal kupa;Trabzon ve Liverpool'un da ulusal lig şampiyonlukları bulunsa bahis konusu oran 1'e kaç olsa gerektir acaba?
10.04.2010
1 PLONJON=1 KİLO SÜT
Tadilat sinir bozucu bir iştir.Hani evi sıfırdan yapsanız evladır.Söküntü,döküntü,fuzuli işler...Şu günlerde muzdaribim bu durumdan.Bahsettiğim sıkıcı durum,ilginç bir keşif yapmama da vesile oldu doğrusu.Bundan tam 31 yıl öncesine ait sararmış kağıt parçaları dökülüverdi,tadile muhtaç kamburlaşmış kapılarımızın duvarla yeksan olduğu aralıktan...Şöyle bir alıp baktım.Katlana katlana küçücük olmuş bir gazetenin spor sayfasıydı bu.Hamurlaşmaya yüz tutmuş kağıdın kokusu sardı odayı.23 Temmuz 1979 tevellütlü bu kağıt parçası,benden sadece 3 yaş küçük olan bu kağıt parçası yani;maziye uçuruverdi hayallerimle harmanlanan ruhumu.
Balkanlar'dan Anavatan'a göçüşümüzün zorlu günleri...Ülke tarihinin gördüğü son resmi ve başarılı darbeye gebe günler...Ardından,yere batası darbenin ailemize yaşattığı onulmaz acılar.(Ne de olsa kör olası "Gominizim"in bağrından gelmiştik ya!Vurulan abalılardan biri olmaya doğuştan nasipliydik.)
Uzatmayalım.Geçti o kara günler.Dedemin "Filistin Askısı"yla müşerref olmuş omuzlarından inip,81 yıllık yükten ezilmiş o mübarek omuzlara masaj yapmakta olduğum günlerdeyiz artık.Demokrasimizin Dünya'ya örnek olduğu zamanlardayız.(Yanılıyor muyum yoksa?)
Çok uzaklaştık,sadede dönelim,yeridir ve zamanıdır.
"Yılın En İlginç Transferi" başlıklı bir haberdi,şu satırları işgal eden gevezeliğimin sebebi.Söz konusu transfer metaı ise 80'lerde Ankaragücü'nde isim yapmış,dönemin milli kalecilerinden Arif Peçenek'ti.Haberin geçildiği 1979 yılında henüz 20 yaşında imiş Arif Peçenek...İlk ilginçlik transferin aracı olarak para kullanılmaması ile göze çarpıyor.İkinci Lig ekibi Şekerspor,amatör Güneşspor'un kalecisi için Holştayn cinsi bir inek veriyor.Güneşspor yöneticileri,para olsa bile hedefe varılması neredeyse imkansız olan yakıt,benzin,ekmek kuyruklarına girmekten bezmiş olsa gerek ki;en azından sütü bedavaya getirmeyi düşünmüş olmalılar bu transfer ile...
Transfer haberini asıl ilginç kılan,beni gülme krizlerine sokup ev tadilatında yarım saatlik inkıtaya neden olansa kaleci Arif'in şu açıklaması oldu;
"Hangimizin daha verimli olduğu,sezon sonunda ortaya çıkacak."....
Pes...Pes ki pes...Bir kaleci kendisini rakipleriyle,selefiyle değil de bir inek ile kıyaslıyor.Ya hu yenilen gollerin sağılan sütlere kurunu hesaplayan bir sistem var mıydı ki,o zamanlar?
Yine de ben işin peşine düştüm.Arif Peçenek'in 1995 yılına kadar yani 16 yıl daha futbol oynadığını öğrendim.Fakat haberde,bahsi geçen ineğin adı verilmediği için kendileriyle ilgili bir sonuca ulaşamadım.Eğer ki hala hayattaysalar söz konusu inek hazretleri,bu klavyenin tuşları kendilerine açıktır.Diledikleri zaman iddia makamına hadlerini bildirebilirler...O zaman kalecinin mi ineğin mi verimli olduğunu öğreniriz.
Mutlu ve bol sütlü günler diliyorum...
"Yılın En İlginç Transferi" başlıklı bir haberdi,şu satırları işgal eden gevezeliğimin sebebi.Söz konusu transfer metaı ise 80'lerde Ankaragücü'nde isim yapmış,dönemin milli kalecilerinden Arif Peçenek'ti.Haberin geçildiği 1979 yılında henüz 20 yaşında imiş Arif Peçenek...İlk ilginçlik transferin aracı olarak para kullanılmaması ile göze çarpıyor.İkinci Lig ekibi Şekerspor,amatör Güneşspor'un kalecisi için Holştayn cinsi bir inek veriyor.Güneşspor yöneticileri,para olsa bile hedefe varılması neredeyse imkansız olan yakıt,benzin,ekmek kuyruklarına girmekten bezmiş olsa gerek ki;en azından sütü bedavaya getirmeyi düşünmüş olmalılar bu transfer ile...
Transfer haberini asıl ilginç kılan,beni gülme krizlerine sokup ev tadilatında yarım saatlik inkıtaya neden olansa kaleci Arif'in şu açıklaması oldu;
"Hangimizin daha verimli olduğu,sezon sonunda ortaya çıkacak."....
Pes...Pes ki pes...Bir kaleci kendisini rakipleriyle,selefiyle değil de bir inek ile kıyaslıyor.Ya hu yenilen gollerin sağılan sütlere kurunu hesaplayan bir sistem var mıydı ki,o zamanlar?
Yine de ben işin peşine düştüm.Arif Peçenek'in 1995 yılına kadar yani 16 yıl daha futbol oynadığını öğrendim.Fakat haberde,bahsi geçen ineğin adı verilmediği için kendileriyle ilgili bir sonuca ulaşamadım.Eğer ki hala hayattaysalar söz konusu inek hazretleri,bu klavyenin tuşları kendilerine açıktır.Diledikleri zaman iddia makamına hadlerini bildirebilirler...O zaman kalecinin mi ineğin mi verimli olduğunu öğreniriz.
Mutlu ve bol sütlü günler diliyorum...
24.03.2010
24.05.2009
YA BİZDENSİN YA KARŞI TARAFTAN...(İsrail futbolunda kimlikler...)



İsrail futbolunda takımlar iki guruba ayrılmış gibidir.Bu ülke futbolu hakkında kıyısından,köşesinden haberi olan biri bilir ki,takımların isimlerinin önüne genellikle "Maccabi" ya da "Hapoel" sıfatlarından biri gelmektedir.
Şimdi bu sıfatların anlamlarına bir bakalım.
Maccabi,Yahudi tarihine dayanan bir isimdir.Roma İmparatorluğu boyunduruğu altında yaşayan Yahudiler'in başlattığı ayaklanmaya önderlik eden kişinin adıdır Maccabi.Bu ismi kullanan İsrail takımları,ülkedeki sağ görüşlü kesimin takımlarıdır.Maccabiler'in armalarında mutlaka o meşhur altı köşeli Davut Yıldızı bulunur.Renkleri değişmekle birlikte,yıldızın şekli ve işlemesi her zaman aynıdır.(Bu arada,Serhat Hürkan'ın "Yıkılmayan İmparatorluk Futbol" adlı kitabında,Maccabi kelimesinin "Beden eğitimi" anlamını taşıdığını yazdığını da belirtelim.)
Hapoel takımları ise İsrail'in sol hatta sosyalist diyebileceğimiz kesiminin takımlarıdır.Zaten Hapoel adı da İbranice'de "İşçi" anlamına gelir.Bu takımların armalarındaki ortak yan ise hepsinin aynı orak-çekiç figürünü kullanmalarıdır.
İsrail'de 2008-2009 sezonu baz alınınca,36 profesyonel takım olduğu görülür.Bu takımların 18 tanesi Hapoel,10 tanesi de Maccabi adını taşır.Bu isimlerden birini kullanmayan sadece 8 takım vardır.
Amatör takımların sayısı ise 179'dur.Bunların da 69 tanesi Hapoel,41 tanesi Maccabi adını almıştır.
Görüldüğü üzere İsrail halkı siyasal kimliğini futbolda sergilemekten çekinmemiştir.Esasında Avrupa'da ve Dünya'da bir çok ülkede siyasal,etnik vs. kimliklere dayalı futbol kulüpleri vardır.Ülkemizde ise böyle bir durumdan kesinlikle söz edemeyiz.Bu da bizim günümüzde yaşadığımız siyasi,dini,etnik problemlerin yapay bir durum olduğunu da ispatıdır esasında.
Ancak söz konusu ayrışma,İsrail halkının bir tek noktada da olsa birleşmesine engel olmamıştır.Böylesi katı bir sağ-sol kutuplaşmasını futbol alanında bile engelleyemeyen İsrail halkı,Orta Doğu'yu yağmalama ve vaat edilmiş(!) ülkelerini kurma yolunda mutlak birleşmektedir.Sol kesimin,yani futboldaki Hapoel'in siyasi temsilcisi olan "İşçi Partisi"nin zaman zaman dile getirdiği,görece ılımlı projelerse Filistin halkı için kalıcı bir barışa hizmet etmiyor aslında.
Gün gelip de daha evrensel değerleri taşıyan bir İsrail futbol kulübü ismi gördüğümüz zaman,zaten Ota Doğu'ya barış da gelmiş olacaktır.


22.05.2009
BEREZİLYALI DEĞİL Mİ?KİBRİT ÇÖPÜYLE BİLE TOP OYNAR ABİ..!
Brezilyalılar'ın futbola ve eğlenceye düşkünlükleri malum.Eğlenceli yanları ile muzipliklerini birleştirerek,futbolu hayatın bir çok alanına yamamakta da maharetlildirer.
Daha önce "Düğme Futbolu" adını verdikleri icatlarını yazmıştım.(Bkz. bu blogdaki "FUTEBOL BOTAO " başlıklı yazım.)
Brezilyalılar'ın bir icadı da futbolu arabalarla oynanır hale getirmek olmuş.Adına da "Autobol" yani "Araba Futbolu" demişler.Kaldı ki Brezilyalılar'ın en az futbolcular kadar iyi pilotlar yetiştirdikleri de bilinir.İki mili sporlarını bir potada eritmişler böylelikle...
Oyun,arabalar ve bir de top ile oynanıyor doğal olarak...Top bufalo derisinden yapılmış ve tampon yüksekliğinin iki katı büyüklüğünde.
Otobol ilk olarak 19 Eylül 1970'te oynandı.Alanın büyüklüğüne göre 3-4-5 ya da 6'şar kişilik takımlarla oynanıyordu.Kullanılan arabalarsa Ford,Chevrolet,Volkswagen ve Renault oluyordu.Özellikle Rio'nun genç zenginleri arasında moda olan bir oyundu bu..Hurdaya çıkmış söz konusu model arabaları,birer futbol cambazı olarak geri dönüşümden geçiriyorlardı.
Oyun tutulunca Flamengo,Fluminense,Botafogo,Vasco ve America kulüplerinin onayladığı bir federasyon bile kurulmuştu.
Oyunda,geri geri gidiş sadece topsuzken yapılabiliyordu ve kaleci olan araba kaportasının yan tarafıyla kurtarış yapamıyordu.
Ayrıca her marka arabanın başka bir yeteneğiyle avantaj sağladığını görüyoruz.Örneğin bir Volkswagen Beetle kullanırsanız,eğimli kaportası sayesinde top havaya sıçrardı;diğer arabalar da ön camları ya da tavanlarıyla bu ortaya kafa(!) atarlardı.
Kaportası kare şeklinde olan arabalarsa,ceza vuruşlarında iyi sonuç verirlerdi.
Tabi ki maçlarda,nihayetinde kul yapısı olan otomobiller de arızalanabiliyordu.Bu durumda saha kenarında bekleyen ve eli ingiliz anahtarı,levye,çekiçli "Masörler" girerdi devreye.
Bu oyun bir zengin sporuydu kaçınılmaz olarak;zira maç başına bir arabanın masrafı 3.000 doları buluyordu.Zaten oyunun sonunu getiren de bu oldu.Çılgınca savurganlığın taçlandığı bu sözde spor,1974 yılında,dünyadaki enerji krizi gerekçesiyle dönemin Brezilya askeri yönetimince yasaklandı.
Günümüzde otobol,1970'lerin Brezilyası'na ait bir "Zengin züppesi" oyunu olarak anılan nostaljik bir kavram olarak yer ediyor sadece,hafızalarda...
Daha önce "Düğme Futbolu" adını verdikleri icatlarını yazmıştım.(Bkz. bu blogdaki "FUTEBOL BOTAO " başlıklı yazım.)
Brezilyalılar'ın bir icadı da futbolu arabalarla oynanır hale getirmek olmuş.Adına da "Autobol" yani "Araba Futbolu" demişler.Kaldı ki Brezilyalılar'ın en az futbolcular kadar iyi pilotlar yetiştirdikleri de bilinir.İki mili sporlarını bir potada eritmişler böylelikle...
Oyun,arabalar ve bir de top ile oynanıyor doğal olarak...Top bufalo derisinden yapılmış ve tampon yüksekliğinin iki katı büyüklüğünde.Otobol ilk olarak 19 Eylül 1970'te oynandı.Alanın büyüklüğüne göre 3-4-5 ya da 6'şar kişilik takımlarla oynanıyordu.Kullanılan arabalarsa Ford,Chevrolet,Volkswagen ve Renault oluyordu.Özellikle Rio'nun genç zenginleri arasında moda olan bir oyundu bu..Hurdaya çıkmış söz konusu model arabaları,birer futbol cambazı olarak geri dönüşümden geçiriyorlardı.
Oyun tutulunca Flamengo,Fluminense,Botafogo,Vasco ve America kulüplerinin onayladığı bir federasyon bile kurulmuştu.
Oyunda,geri geri gidiş sadece topsuzken yapılabiliyordu ve kaleci olan araba kaportasının yan tarafıyla kurtarış yapamıyordu.
Ayrıca her marka arabanın başka bir yeteneğiyle avantaj sağladığını görüyoruz.Örneğin bir Volkswagen Beetle kullanırsanız,eğimli kaportası sayesinde top havaya sıçrardı;diğer arabalar da ön camları ya da tavanlarıyla bu ortaya kafa(!) atarlardı.
Kaportası kare şeklinde olan arabalarsa,ceza vuruşlarında iyi sonuç verirlerdi.
Tabi ki maçlarda,nihayetinde kul yapısı olan otomobiller de arızalanabiliyordu.Bu durumda saha kenarında bekleyen ve eli ingiliz anahtarı,levye,çekiçli "Masörler" girerdi devreye.
Bu oyun bir zengin sporuydu kaçınılmaz olarak;zira maç başına bir arabanın masrafı 3.000 doları buluyordu.Zaten oyunun sonunu getiren de bu oldu.Çılgınca savurganlığın taçlandığı bu sözde spor,1974 yılında,dünyadaki enerji krizi gerekçesiyle dönemin Brezilya askeri yönetimince yasaklandı.
Günümüzde otobol,1970'lerin Brezilyası'na ait bir "Zengin züppesi" oyunu olarak anılan nostaljik bir kavram olarak yer ediyor sadece,hafızalarda...
10.01.2009
AVRUPA LİGLERİNİN EN DOMİNANT ŞAMPİYONLARI
UEFA'ya bağlı olan 53 federasyon bulunuyor.Bunların 52 tanesinin profesyonel ulusal futbol ligleri var.Üye ülkelerden sadece Lihtenştayn'ın ulusal ligi bulunmuyor;onların kulüp takımları İsviçre liglerinde mücadele ediyorlar.
Ulusal ligi olan 52 ülkenin şampiyonları arasında dönem dönem,şampiyonluklara ambargo koyan takımlar oluyor.Doğrusu bu da o ülke futbolu için çekilmez bir futbol izlencesi yaratıyor.
İşte,elde edilmiş şampiyonluk serilerinin en korkunçları:
(Bu sıralama,üst üste kazanılmış en yüksek ilk 5 şampiyonluğa göre oluşturuldu.)

Skonto FC (Letonya)-1992/2004 arası üst üste 13 kez.

Rosenborg (Norveç)-1992/2004 arası üst üste 13 kez.

Glasgow Rangers(İskoçya)-1989/1997 arası üst üste 9 kez.
Ulusal ligi olan 52 ülkenin şampiyonları arasında dönem dönem,şampiyonluklara ambargo koyan takımlar oluyor.Doğrusu bu da o ülke futbolu için çekilmez bir futbol izlencesi yaratıyor.
İşte,elde edilmiş şampiyonluk serilerinin en korkunçları:
(Bu sıralama,üst üste kazanılmış en yüksek ilk 5 şampiyonluğa göre oluşturuldu.)

Skonto FC (Letonya)-1992/2004 arası üst üste 13 kez.

Rosenborg (Norveç)-1992/2004 arası üst üste 13 kez.
FC Dinamo Berlin (Doğu Almaya)-1979/2008 arası üst üste 10 kez.
Dinamo Kiev (Ukrayna)-1993/2001 arası üst üste 9 kez.

Glasgow Rangers(İskoçya)-1989/1997 arası üst üste 9 kez.
MTK Budapeşte (Macaristan)-1917/1925 arası üst üste 9 kez.
FC Sheriff Tiraspol (Moldova)-2001/2008 arası üst üste 8 kez.

Pyunik (Ermenistan)-2001/2008 arası üst üste 8 kez.

Dinamo Tiflis (Gürcistan)-1992/1999 arası üst üste 8 kez.

Pyunik (Ermenistan)-2001/2008 arası üst üste 8 kez.

Dinamo Tiflis (Gürcistan)-1992/1999 arası üst üste 8 kez.

Olympique Lyon (Fransa)-2002/2008 arası üst üste 7 kez.
Olympiacos (Yunanistan)-1997/2003 arası üst üste 7 kez.
Sıralama böyle;ancak FC Sheriff Tiraspol,Pyunik ve Lyon'un 2009'da kazanacakları şampiyonluklar,ülkelerindeki serilerini biraz daha korkunçlaştıracaklar.
Doğrusu bu tabloya benzeyen,üst üste kazanılmış,4-5-6 defa yakalanmış bir çok şampiyonluk var Avrupa liglerinde.Ayrıca araya bir sürpriz şampiyon girmese,sayısı 9-10'u bulacaklar da var.
Neyse ki şampiyonu kısır olan ligimizde böyle bir dominasyon oluşmadı hiç bir zaman.Evet,hep aynı takımların şampiyonluğu kutlanıyor ülkemiz futbolunda.Ama en azından genellikle 1-2 yıllık periyotlarla değişiyor şampiyon...
Bir de dikkat çeken şu;Avrupa'nın en kaliteli ve izlenilir liglerinde oluşmuyor bu tablo.Genellikle, ulusal takımları ve kulüp takımları bazında şampiyonluk elde etmemiş ülkelerde ortaya çıkan bir durum.Yukarıdaki şampiyonlardan sadece Celtic,Pangers ve D.Kiev'in Avrupa şampiyonlukları var.Bu da ülke olarak İskoçya ve eski Sovyet ülkelerinde ön plana çıkıyor.
Ne dersiniz,ligimizin kalitesi için bir nebze olsun bir umut olabilir mi bu tablo?
1.11.2008
FUTBOLU BEN YARATTIM-2 (FUTBOLOKRAT ELENLER)
Demokrasiyi icat etmekle övünen Yunanlılar'dan bir futbol pulu.Bu puldaki kompozisyon ile insanlığın demokrasiden sonra en çok gönül verdiği olgu olan futbolu da mı sahipleniyorlar,ne dersiniz ?Bu arada demokrat olmayan bir çok yönetim ve milyonlarca insanın da futbol tutkunu olduğunu düşünürsek;futbol aşkı demokrasi ve özgürlük aşk ve hasretinin de önünde midir acaba ?
FUTBOLU BEN YARATTIM-1 (ÇİN,SADECE KUNG-FU'DAN İBARET DEĞİLMİŞ...)
Bu resim,Çinli sanatçı Huang Shen (1687-1768) tarafından çizilmiş.Resimdeki bira göbekli sporcu(!)ların oynadıkları oyunsa "Zu Qiu (Cu Ju)"...Resmin anlattığı dönem,Han Hanedanı (MÖ 206 — MS 220) dönemi.Çinliler bundan hareketle,futbolun ilk kez kendileri tarafından oynandığını iddia ediyorlar.
Gerçi aynı iddiaları bir çok ulus ya da toplumun ileri sürebildiğini biliyoruz.Oysa ki;nasıl tarih içerisinde benzer uygulama,ilerlemeler farklı toplumlarda birbirinden habersiz ortaya çıktıysa,futbol ya da başka bir spor dalının veya benzerinin de aynı yolu izleyerek ortaya çıkması pek muhtemeldir.
Yazının,tekerleğin ilk kullanımının tek bir topluma ait olmasının mümkün olmadığı gibi futbolun oynanışının da tek bir millet ya da kavme endekslenmesi yanlı bir düşüncedir.
Bir kürenin ayakla tepiklenmesi dürtüsü nasıl tek bir kişi ya da kavime indirgenebilir ki ?
KLASİK BREZİLYA FORMASI BÖYLE DOĞDU

1953 yılında,Brezilya milli futbol takımına forma oluşturmak için bir yarışma açılır.Şart,Brezilya bayrağındaki renklere haiz bir forma olmasıdır.Yarışmayı 19 yaşındaki Aldyr Garcia Schlee kazanır.Resimdeki üç forma,yarışma öncesinde yaptığı son eskizlerden alınmıştır.Bu arada,eskizdeki oyunculardan solda yer alan futbolcu Fluminenseli defans oyuncusu Pinheiro'dur.
Ortadaki adam Vasco Da Gamalı Ademir Meneses'tir ve 1950 Dünya Kupası'nda 9 gol atmıştır.
En sağdaki ise Baltazar'dır.Attığı kafa gollerinden ötürü "Cabecinha de Ouro" yani "Altın Kafa" olarak anılır.
Sağdaki Baltazar'ın forması,Brasil yazısı çıkarılarak alınmış;ortadaki Ademir'in yakaları eklenmiş;soldaki Pinheiro'nun da şortu ve çorapları eklenerek Brezilya futbol federasyonuna gönderilen çalışma yarışmayı kazanmıştır.
İşte,futbolun efsane ve simge formalarının belki de en başta geleni böylece doğmuştur.
"BÜYÜK SIFIR"

Brezilya'nın Amapa eyaletindeki Macapa şehrindedir bu stad.Onu ilginç kılan mimarisi,kapasitesi,yıllanmışlığı değildir.1990 yılında yapılmış,5000 kapasiteli sıradan bir top sahasıdır...Tabi ki aynı maçta atılan gollerden birinin Kuzey Yarımküre'de diğerinin ise Güney Yarımküre'de "sevinç-hüzün" yaşatması yeterince ilginizi çekmiyorsa..
Zerao'nun orta saha çizgisi tam olarak Ekvator Çizgisi'nin üzerinde bulunmaktadır;ki zaten "Zerao(Büyük Sıfır)" lakabıyla anılmasının esbab-ı mucibesi de budur.
İlk resmi adı,efsanevi Brezlyalı Formula-1 pilotuna hitafen "Estadio Ayrton Senna" olarak verilmiştir.1994 yılında,bu yıl içerisinde ölen Amapa Eyaleti Futbol Federasyonu başkanının adı verilerek,şimdiki resmi adı olan "Estadio Milton Correa" ismine kavuşmuştur."Zerao" yani "Büyük Sıfır" ise yukarıda bahsi geçen özelliğinden dolayı anıldığı lakabıdır;çünkü bilindiği üzere Ekavator çizgisi,matematiksel hesaplamalarda "0(sıfır) derece" olarak belirlenmiştir.
Ayrıca "Amape Clube,Esporte Clube Macapa,Trem Desportivo Clube ve Ypiranga Clube" takımlarının evidir.Stadtaki ilk resmi maçta Independente,Trem'i Mirandinha'nın golüyle 1-0 yenmiştir.
Futbolun,sonuçtan daha önemli olan hikayeleri,yaşanmışlıkları,sahadaki paylaşımları anlamında bu stadın dünya futbolunda özel bir yeri olduğunu düşünüyorum.
10.06.2008
MEKTEPLİ FUTBOL KULÜPLERİ
Her futbol takımının bir kuruluş hikayesi vardır mutlaka.İşçi,devlet,asker,sanayi kuruluşları vs. tarafından kurulmuş olabilir ya da halkın içinden kişilerin bireysel çabaları ile vücuda gelmiş bulunabilirler.Bunların bir kısmı yerel-amatör seviyede kalmış,bir kısmı hayatını sürdürememiş;zamana direnen,şansı yaver giden bir kısmı da ulusal-uluslararası-profesyonel seviyede yaşamını sürdürmüştür.
İşte bizim dikkatimizi çeken oluşumlardan birisi de "üniversite-okul-öğretmen-öğrenci profili"nin yardımıyla can bulan ve hali hazırda profesyonel olarak faaliyette bulunan futbol takımları oldu.Bunun için dünyadaki 63 ülkenin 93 profesyonel ligini,2007-08,sezonu itibariyle,araştırdık.
Ve işte sonuçlar:
Club de Futbol Universidad de Chile-ŞİLİ/1927
İşte bizim dikkatimizi çeken oluşumlardan birisi de "üniversite-okul-öğretmen-öğrenci profili"nin yardımıyla can bulan ve hali hazırda profesyonel olarak faaliyette bulunan futbol takımları oldu.Bunun için dünyadaki 63 ülkenin 93 profesyonel ligini,2007-08,sezonu itibariyle,araştırdık.
Ve işte sonuçlar:
Club de Futbol Universidad de Chile-ŞİLİ/1927
Club Deportivo Universidad de Concepcion-ŞİLİ-1994
Club Deportivo Universidad Catolica-ŞİLİ/1937
Liga Deportiva Universitaria-EKVADOR/1930
Universidad Catolica-EKVADOR/1963
Tecnico Universitario-EKVADOR/1971
Universitario de Deportes-PERU/1924
Universitario Sucre-BOLİVYA/1962
FC Univeraitatea Craiova-ROMANYA/1948
CFM Universitatea Cluj Napoca-ROMANYA/1919
Görüldüğü gibi buraya kadar olan takımlar,kurucuları olan üniversitelerin adını taşıyor. Sadece ikisi Avrupa'da,onlar da sadece Romanya'da,bulunuyor.Diğer 8 takım ise Güney Amerika ülkelerine ait.Logolarında da sanki söz birliği etmişçesine bir benzerlik var;hemen göze çarptığı gibi logolardaki ana motif,"Üniversite"yi sembolize eden"U" harfi.
Aşağıdaki 2 Güney Amerika kulübü ise dilimize "Öğrenciler" olarak çevirebileceğimiz "Estudiantes" adını taşıyor.Bu kulüpler de öğrenci-öğretmen iş birliğinin bir ürünü;ancak tek bir okul ismi yerine,genel bir ad seçmiler.Ayrıca armalarının renkleri ve motif olarak seçilen bitkiler arasındaki benzerlik de ilgi çekici...
Club Estudiantes de La Plata-ARJANTİN/1905
Estudiantes de Merida FC-VENEZUELLA/1971
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















